top of page

25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”

Hafızamıza kazınmış tarihler ve önemli günler vardır. Bunlar öyle önemli günlerdir ki uğruna yaşamlar adanmış ve insanlarda izler bırakmıştır.

25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”

Bu öylesine anılsın diye verilen bir gün değildir. Temelinde büyük bir mücadele yatıyor. Öyle bir mücadele ki öyküsü bugün bile

yolumuzu aydınlatıyor, bizlere tarihin ışığında yol gösteriyor. Bu mücadeleleri başlatanları, yaşamlarını adayanları yazmak, onları saygıyla anmak bir gönül borcumuzdur. Bu direniş, mücadele öyküsünü bir çok insan iyi bilir. Rafel Trujillo, Amerika kıta tarihinin en kanlı

diktatörlerinden biri olarak bilinir. Askeri darbeyle iktidara gelir, halk oylamasıyla devlet başkanlığı yapar. Sonrasında tahtından ayrılmayı reddederek, bir zorba olarak, otuz bir yıl boyunca Dominik Cumhuriyeti’ni yönetir. Yıllarca ABD desteğiyle iktidarda kalmayı başaran Trujillo, iktidarda olduğu dönem boyunca ülkenin ekonomisi, halkın yaşamı çok kötüdür. Ülke yönetiminde söz sahibi olanlar, ekonomik kaygıları yüzünden diktatörün işlediği tüm cinayetleri yok saydığı gibi, insan hakları ihlallerine göz yumar, sessiz kalırlar. Bunun sonucunda ülkede yolsuzluklar da çoğalır. Ülkede ekonomik gelişimden yararlananlar sadece Trujillo, ailesi ve yakın çevresidir. Narsisizmi yüzünden kentlerin, dağlarının adını

bile değiştirir. Rafel Trujilo, iktidarı boyunca elli bin kişinin ölümünden, faili meçhullerden ve Maydanoz Katliamından sorumlu tutulur. Bu diktatörün karşısına “Mirabal Kardeşler” çıkar. Faşist rejime karşı koyan hareketlerden biri de “Kelebekler” adlı üç kadının kurduğu “Mirabal Kardeşler” grubudur. Bu gizli yapılanmayı üç kız kardeş: Patria, Minerva ve Maria kurar. Bu kardeşler Mirabal Kardeşler olarak bilinir. Kocaları da onlara destek olur, rejime ve Trujillo’ya karşı birlikte direnirler. Trujillo’nun kendisine karşı gelenlerden kurtulma yolu oldukça acımasızdır. Mirabal Kardeşler’in eşlerini hapse attırır ve öldürtür. Mirabal Kardeşler’in demokrasi ve insan hakları istekleri, Trujillo tarafından pek çok kez hapse gönderilmelerine neden olur. Diktatör Trujillo onları hapse göndermekle kalmaz, tüm mal varlıklarına el koyar. Bir halk konuşmasında; “Ülkenin en büyük iki sorunu; kilise ve Mirabal Kardeşler’dir.” Demekten çekinmez. Eli kanlı diktatör, Mirabal Kardeşler’i en büyük düşmanı olarak duyurur. Diktatörün iletisini alan yandaşları, Trujillo’nun bu seslenişinden 23 gün sonra, 25 Kasım 1960’da kocalarının hapishane görüşünde dönen Mirabal Kardeşler’in arabasını durdurur, arabadan indirir sonra da sopalarla döverek öldürürler. Mirabal Kardeşler’in cesetlerini uçurumdan aşağıya atarlar. Basın bu olayın trafik kazası olduğunu yazar ve söyler. Bu olay ülkede yankılanınca; ABD diktatörden desteğini çeker. Bunun sonucunda zalim diktatör devrilir. 30 Mayıs 1961’de Trujillo bir suikast ile öldürülür.1963’te Dominik Cumhuriyeti yıllar sonra ilk defa demokratik bir sistemle seçimlere gider, halk oy vererek hükümetlerini seçerler.

25 Kasım 1981’den itibaren anılan bu gün;1999’da Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak duyurulur. Kadına yönelik şiddete karşı yaşam adayan “Mirabal Kardeşler”i unutmayacağız, mücadelelerini hep saygıyla anacağız.

Geçen yıl İstanbul, İzmir ve Ankara’da etkinliklere katılmak üzere çeşitli kadın kuruluşları, belediyeler ve üniversitelerin davetiye ülkemize gelen Minou Mirabal’ı tanıdık. Kendisi Minou diye anılıyor. Asıl adı: Minerva Josefina Tavárez Mirabal. Bugüne dek sayısız işler başarmış ve Dünya’da kadınlara karşı şiddet mücadelesinin simgesi olmuş birisi. Adalet ve demokrasiye bağlılığı ve bu uğurda verdiği çabalarla tanınıyor. Yani tek özelliği, Dominik Cumhuriyeti’nin ünlü devrimcisi Minerva Mirabal’ın kızı olması değil. Annesi Minerva, babası Manolo Tavarez, teyzeleri Maria Teresa ve Patria Mirabal, diktatör Rafael Trujillo’yu (1930-1961) deviren devrimci hareketin öncüleriydi. Mirabal Kardeşler bugün ülkenin milli kahramanlarıdır. Gazeteci Zeynep Oral’la yaptığı söyleşide Ülkemizle ilgili düşünceleri oldukça etkileyici idi: “Önce ilk buluşma Nâzım Hikmet Vakfı’nda olduğu için çok mutluyum. Biz devrimciler onun şiirleriyle büyüdük. Hala onun kültürüyle, şiiriyle etkilenirim. Zaten bizim için iki büyük Türk var: Biri Atatürk, biri Nâzım Hikmet! İkisi de hâlâ yol gösterici.”

Hız kesmeden her gün ülkemizde şiddetten ölen kadınların fotoğraflarını paylaşmaktan, acılarını, acılı ailelerini, gidenlerin ardından kalan öyküleri dinlemekten, okumaktan yüreklerimiz dağlanıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Dünyada hiçbir milletin kadını, ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim,’ diyemez!”

Dünyanın en büyük şairi Nâzım Hikmet en güzel şiirlerini kadınlarımız için yazdı. Ahmed Arif, en unutulmaz aşk mektuplarını Leyla Erbil’e

yolladı. Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş kadınlar için, “Kadınlar insandır, biz insanoğlu.” Demeyi unutmadı. Hiç mi bu sözler, bu şiirler zihinlere

yazılmadı. Utanç verici, kadını ezen, hor gören bu eylemlere dur demenin günü geldi de geçiyor. Kadınlarımızı şiddetin demirbaşı olmaktan kurtarmak, güzel bir gelecek kurmak için geç kalmadan uğraş vermeliyiz. Kadın giderse evin ışığı söner. Yaşamın rengi ve özü olan kadınlar gitmesin.




12 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page