22 Ekim 2020 Perşembe
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Binnur Güdücüler
HAYATIMIZDAKİ ÖYKÜLER
Yazı Tarihi: 01 Ekim 2020 Perşembe 06:09

Öyküler, yaşantımızın bir parçasıdır. Öyküleri seviyoruz! Yeryüzünün hangi yöresinde istersek yaşayalım, yaşımız, bilgi ve eğitim düzeyimiz, inancımız ne olursa olsun, daha bilinçlendiğimiz andan başlayarak öykülere ilgi duyuyoruz. Bu ilgi, yalnızca bu tür kitapları okumak anlamına gelmiyor. Çocukluğumuzda masallarla uyuyor,  hayal ufkumuz genişliyor,  anlatılan kıssalardan kendimize göre bir pay çıkarmaya çalışıyoruz. Bazen de yaşadığımız bir olayı başkalarına aktarırken, gördüklerimizi, duyduklarımızı, anlatma gereksinimi duyarken, öykülerden yararlanırız. Her birimizin anlatma yeteneği kuşkusuz ki farklıdır. Ancak okuduğumuz ya da dinlediğimiz bir öykü, bizi her zaman ele alınan konuya yakınlaştırmış, duygusal ve düşünsel alanda özdeşleşmemizi sağlamıştır.

Her toplumda yer alan inançlar doğrultusunda anlatılan masallar,  öyküler, simgeler bir bakıma o geleneklerin düşünsel zenginliğini ortaya koymaktadır. Nitekim bu öğretilerin anlaşılmasında ve yayılmasında, öykülerin etkileri çok büyüktür.

Şimdi düşünüyorum:

Bazı insanlar yaşadığı yılları şöyle ifade eder;” ah bir anlatsam hayatım roman benim. ”der.

Veya hangimiz yeri ve zamanı geldiğinde, bir öykünün iletisine sığınarak kendimizi anlatabiliyoruz?

Size çocukluğumda dinlediğim hala belki de inanmak istediğim güzel bir öyküyle devam edelim;

“Zamanın birinde bir köyde çok güzel bir prenses varmış. Babası, kız yola çıktığında herkesin başını eğmesini ve kızına bakmamasını istermiş. Prenses sokağa çıkar çıkmaz herkes pencereleri kapatır hemen başını önüne eğermiş. Yine böyle bir günde köyün yakışıklı genci dayanamamış ve prenses yoldan geçerken hafifçe başını kaldırıp prensese bakmış. O sırada prensesle göz göze gelmiş ve aşık olmuşlar!

Kral bunu duyunca çok öfkelenmiş ve hemen köyün yakışıklı gencinin öldürülmesi emrini vermiş. Prenses, babasına yalvarıp-yakarmış ve babasını aşık olduğu oğlanın öldürülmemesine ikna etmiş. Delikanlıyı ıssız bir adaya atmışlar. Prenses ve aşık oğlan sürekli bu adada mektuplaşmış. Mektuplaşmayı sağlayan da martılar olmuş. Ama bir gün oğlan bir mektup yazmış. Mektubun sonu şöyleymiş; “Artık hasretine dayanamıyorum, bu sana son mektubum.”

Genç bu mektubu bir martıya vermiş ve prensese götürmesini söylemiş. Ne var ki martı mektubu prensese götürürken, mektup ağzından denize düşmüş! Prenses günlerce oturup mektup beklemiş. Kimse prensesi o camdan ayıramamış.

Bunu duyan martılar olaya çok üzülmüş!

Ve işte o gün bu gündür bütün martılar denizde hala o mektubu ararmış.”

Denizin üzerinde uçan martıları gördüğümde çocukluğumda dinlediğim bu öyküyü anımsarım.

Kimi zaman anlattığımız ya da dinlediğimiz bir öykü, yaşama bakışımızı değiştirmede etken olabilir, ona yeni anlamlar katabilir!

Sevgiyle sağlıcakla kalın.

 

Bu yazı 1912 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ORMANDA YANGIN VAR
» BENİ ANLAMIYORLAR   
» HAYATIMIZDAKİ ÖYKÜLER
»  ÜRETEN İNSAN OLMAK
» KÖTÜLÜK İYİYİ KOVAR MI?
» ÜÇ MAYMUN
» HUZUR 
»  İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
»                  LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI'NIN ÖNEMİ
» KALBİMİZ İLE DÜŞÜNMEK
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter