22 Ekim 2020 Perşembe
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
KAYBEDİLENLER
Yazı Tarihi: 30 Eylül 2020 Çarşamba 06:15

 Çocukken mahallede arkadaşlarla saklambaç oynardık. Yakayı ele verir, ebe olurdum. Her defasında, bir türlü yerini bulamadığım bir iki arkadaş olurdu ve ben hüzünlenirdim. Sanki saklanan bir daha ortaya çıkmayacak, geri gelmeyecek, sonsuza kadar ''saklı'' kalacak gibi gelirdi. Onları kaybetme duygusu içimi sızlatırdı. Sonra büyüdüm, yaşlandım ve hala hayatım boyunca birileri ''mahsustan'' saklanıyor ve geri gelmiyorlar. Hele ölümün karanlığında gizlenenlerin sadece buram buram hasretleri kalıyor yüreğimde. Saklanmayın, yeter artık yakarışımın cevap bulması en büyük mutluluğum olurdu. Ama sadece hayalden öte gidemeyen bir mutluluk.

 Günümüz modern yaşamın, davranış biçimlerimizi etkilediği çeşitli olumsuzluklardan biriside acılarımızı da yeterince hissedememek. Eski yıllarda bir komşumuzu bile kaybettiğimizde duyduğumuz üzüntülere karşı gittikçe yabancılaşıyoruz. İnsan olmanın temel unsurlarından biri olan masum duygularımızdan uzaklaşıyoruz. Sokakta, pazarda, kalabalıklarda güç duruma düşen, rahatsızlanan kişilere karşı donuk bakışlarla, fazla ilgilenmeden bakıp gidiyoruz. Masumiyetini, insan sıcaklığını kaybetmeye başlayan kişiler toplumda gittikçe artmaya başladı. Geçmiş dönemlerde, kaybedilen bir yakınının, eşin arkasından günlerce tutulan matem günleri eskilerde kaldı. Kaybettiğimiz değer verdiklerimizin yasını tutmak, sevgi gibi acıları da paylaşmak, saygısını canlı tutmak gerekir. Karıma mektup adlı şiirinde Nazım Hikmet “en fazla bir yıl sürer / yirminci asırda / ölüm acısı” diyordu. Bu süre yirmi birinci asırda daha da azaldı.

 Modern yaşamda uzun süreli üzüntülerin de çözümü bulundu. Terapistler, psikologlar yas tutmayı kolaylaştıracak teknikler sunuyorlar. Zamanımızda geniş iletişim araçlarıyla oldukça bilgilenen insan, yaşamdaki tehlikelerin farkındadır. Bu şekilde donatılmış kişi olayları bilinçli olarak fark etmeyerek, daha çabuk unutarak, bazı gerçeklerden kaçma yoluna gitmektedir. Risk almaktan kaçınan kişi kolay yaşamanın yollarını arar. Ona acıyı, üzüntüyü, dertleri anımsatacak her şeyden kaçmaya çalışır. Böylece kişiler, günümüzde gittikçe azalan insancıl duygularından, masumiyetinden gittikçe uzaklaşırlar. Örneğin Bosna da yaşanan savaşta oğlunu kaybetmiş bir anneye bir televizyon muhabiri neler hissediyorsunuz diye sorduğunda bunu ekrandan izleyen batılı bir aile fazla bir üzüntü duymuyordu. Körelmiş duygularıyla tepkisiz, sadece seyreden bir toplum oluşmuştu.

 Stejpan G. Mestrovic Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Duyguötesi Toplum” adlı kitabında “Duygu ötesi tiplerden beklenen çabucak üzüntüyü bırakıp çalışmaya ve dünya meselelerine dönmektir.” diye yazmış. Yazar burada günümüzde insanın üzüntülerle zaman kaybetmediğini, daha çok kazanmak, daha çok elde etmek için çok daha fazla çalıştığını anlatmaktadır. Duygularını kaybetmiş toplumlarda kişilerin temel hedefi, kazanmak ve tüketmektir. İnsanı değerler, anlayışlar çok daha sonra gelmektedir.

 Eskiden acılarımıza sahip çıkar, kaybettiklerimizin değerini anılarımızla, duygu ve düşüncelerle canlı tutmaya özen gösterirdik. Bu duygularımızda samimi olmak, ona tüm kişiliğimizle sarılarak sahip çıkmak çok önemliydi. Bu anlayış ile yakılmış ağıtlarımız hala türkü dünyamızda canlılığını korumaktır. Bunlar ısmarlama değil, tüm duygu yoğunluğu ile bezenmiş türkülerdir. Konumu Şair Yusuf Hayaloğlu’nun dizeleriyle tamamlamak isterim. Sen bir suydun oysa/sen bir ilaçtın./Hoşça kal canımın içi,/Hoşça kal. 

 

 

Bu yazı 1200 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» BEKLEMEK
» HATIRLADINIZ MI?
» EDEBİYAT VE SANAT
» MÜZELER
» UTANMAK
» BAŞARIMIZ
» HAYVANLAR
» İNSAN NE İÇİN YAŞAR?
» BALKAN TÜRKÜLERİ  
» KAYBEDİLENLER
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter