29 Eylül 2020 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
BİZLER
Yazı Tarihi: 12 Ağustos 2020 Çarşamba 05:47
Açın halinden anlamak için, mutlaka aç kalman gerekmiyor. Babasızlığı, anasızlığı, sevgisizliği anlamak için de, babasız, anasız ve sevgisiz olman gerekmiyor. Gözleri görmüyordur, elleri tutmuyordur. Bir yatağa bağlıdır, ya da bir sandalyeye mahkûmdur. Yani anlamak ve hissetmek için yataklara düşmesen de olur, görmesen de olur. Biraz vicdanından bakmayı bilsen, biraz yüreğinle görebilsen ve birazcık olsun o önyargılarını bir kenara bırakabilirsen, inan sana benzemeyenleri anlamak o kadar da zor değil. Hırpalanmış, hakarete uğramış kişileri, bakıyorsun ama görmüyorsun. Çevremizde horlanmış, dışlanmış, çaresizliğe mahkûm edilmiş bir sürü insan var. Sen bunların hepsine bakıyorsun, ama onları ve olanları görmüyorsun. Çünkü görmek, insanı huzursuz eder, sorumluluk yükler. Görmek, insanı zorunlu düşündürür ve kendisiyle hesaplaşmasını sağlar. Ayni zamanda değer yargılarını, yeniden gözden geçirmesine neden olur. Görmek, kişinin kendi hatalarını, kusurlarını ve zavallılığını tanımasıdır. Çünkü görmek, aslında hayat denilen yolun sonunda, sadece bir hiç olacağını bilmektir. Görmek insanların ve yaşamın ne kadar değerli olduğunun farkına varmaktır. Mutlu olmak için bir sürü neden ararız. Bir sebep oluşturmak için çabalarız. Neden mutlu olmak için illa özel günlere, toplantılara, anmalara ihtiyacın var ki? Kadınlar günü, anneler günü, babalar günü, sevgililer günü gibi. İnsanları özel günlere mecbur bırakıyorlar. Senin özel günlere neden ihtiyacın var ki? Canın pasta çektiyse, mutlaka birinin doğum günü mü olmalı? Annene hediye alacaksın, içinden gelmiş. Eşine bir demet çiçek vereceksin. Neden bu senin yapmak istediğin güzel şey, mutlaka belirlenen o güne sığdırılsın? Sevginin, anmanın, hatırlamanın günü olur mu? İnsan sevdiklerinle her zaman birlikte olmalı, her şeyi paylaşmalı. Hayat o kadar kısa ki, zaten kaç gün kaç gece. Nefes dediğin nedir ki, bir aldığını bilsin, bir de verdiğini. Sonrası kaçınılmaz ölüm başa gelir. Düğünlerin samimi, doğal yapısı nasıl bozulmaya yüz tutmuşsa, bayramlar da öyle eski güzelliğini kaybetmeye başladı. Geçmiş dönemlerdeki bayramlar, huzur demekti, bir araya gelmek demekti, samimi sevgi demekti. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmek demekti. Barışmak, aylarca kapısının çalamadıklarının kapılarını çalmak, günahlardan, pisliklerden, çirkinliklerden arınmak demekti. Bayramlar temizlenmek, aklanıp paklanmak demekti. Şimdiki bayramlarda insanlar oturdukları apartmanlardaki kapı komşularına bile bayramlaşmaya gidemiyorlar. Bayramlar tatil, bir dinlence olarak görülüyor. Zaman bize şunu çok iyi öğretti; vicdansızlığın çok değersiz olduğunu ve insanı da çok değersizleştirdiğini. Dertliyi anlamak için, derde ihtiyacın yok. Yolcuyu anlamak için yola çıkmasan da olur. O acılar, senin acılarına o kadar yakın ki, uzatsan elini beklediğin mutluluğu yakalayacaksın. Beni bilmek için, ben olmana gerek yok. Sen, sen olsan zaten beni en iyi sen anlarsın.
Bu yazı 733 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» GELECEK
» DEĞERİ ANLAMAK
» KÜRESEL KİRLİLİK
» KÜTÜPHANE
» ÇÖP
» SAĞLIKÇILAR    
» ZEYTİN AĞACI   
» ESKİ EVLER
» EYLÜL
» GENÇLER  
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter