29 Eylül 2020 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Gizem COŞKUN SÜMER
Gündöndü değil “Günöldü”
Yazı Tarihi: 05 Haziran 2020 Cuma 07:35

Bugün 5 Haziran, Yani Dünya Çevre Günü. Bugün sizlere biraz Ergene’den ve Ergene ile ilgili gerçekleri aydınlatmak için 2012 yılında yönetmen Nejla Demirci tarafından çekilen bir belgeselden bahsedeceğim: Gündöndü


Lüleburgaz Dere Mahallesi’deki Ergene uzantısı dereye akıtılan siyah kimyasalların fotoğrafı. Görsel Gündöndü belgeselinden alınmıştır. (2012)

 

COVİD-19 salgını sebebi ile fabrikaların üretim faaliyetlerine ara vermesiyle Ergene’nin sularının kısmen (!) berraklaştığı görülmüştü. Rengi koyu siyahtan griye dönen Ergene için, “Acaba temizleniyor mu” yorumları bile gelmişti. Hiçbir yaşam belirtisi olmayan, kokusundan yanında durulmayan, kanser vakalarını arttıran, Trakya’nın hatta Türkiye’nin en büyük çevre felaketi Ergene, iki ay fabrikalar kapanınca temizlenmiş olabilir miydi?

Bu sizi de biraz rahatsız etmedi mi?

2012 yılında Fransa’da düzenlenen Alternatif Su Forumunda Ergene, akademisyenler, dünyanın dört bir yanından katılan çevre hareketleri, çiftçiler, toprak hareketleri otoriteleri tarafından dünyanın en kirli deresi ilan edilmiştir.

285 km uzunluğundaki Ergene nehrinin kaynağı tertemizdir. Çıktığı gözeden insanların su kaynağına ulaşabildiği nehrimiz, maalesef kaynağından 7 kilometre sonra kirletilmeye başlanmaktadır. Ergene Havzası ülkemizin en verimli topraklarına sahiptir. Ancak çevredeki çarpık sanayileşme ve gecekondu fabrikalar sebebi ile ekolojimiz öldürülmektedir. Kirlenmiş bir nehir, kirlenmiş bir hava, kirlenmiş bir doğa ile tüm Trakya civarı kirletilmiş, birçok bitki ve canlı türü yok olmuştur.

"Ergene civarında yaşamıyorum" diyen, kendinden başkasının derdini önemsemeyen insanlara, bu bölgede yetişen bitkisel ve hayvansal gıdaların, tüm Türkiye'ye satıldığını hatırlatmak isterim. Türkiye’nin ayçiçeği, buğday, pirinç ve çeltik üretiminin büyük bir kısmı Ergene Havza’sında yapılmaktadır.  

Şimdi biraz ilginizi çekti mi?

Yani yediğiniz pilav, yaptığınız ekmek, pişirdiğiniz yağ Ergene Havzası’ndan geliyor ve kimyasal, boya, yağ atıkları ile sulanan topraklarda üretiliyor olabilir. Çünkü; Türkiye’nin çeltik üretiminin %50’sini, ayçiçeği üretiminin %70’ini, buğday üretiminin de %10’unu Ergene havzasındaki topraklar sağlamaktadır.

2012 yılında yapılmış olan Gündöndü belgeselinde, bölgede yetişen ürünler için bakın nasıl veriler sunulmaktadır: 

Ergene’de yetişen çeltiklerden alınan örneklerde KURŞUN (Pb) gıda tüzüğünde toksiste varolan maksimum değerden 8 kat fazla bulunmuştur.

Ergene’de yetişen Ayçiçeklerden alınan örneklerde KURŞUN (Pb) gıda tüzüğünde toksiste varolan maksimum değerden 8 kat fazla bulunmuştur. Kadminyum (Cd) 2 kat fazla bulunmuştur.

Ergene’de yetişen buğdaylardan alınan örneklerde KURŞUN (Pb) gıda tüzüğünde toksiste varolan maksimum değerden 8 kat fazla bulunmuştur.

Bu ölçümler 2012 yılına ait. Bu arada belirtmekte fayda var, bu ürünlerin analizlerini belgesel ekibi çok uzun süre yaptıramamış. Kapı kapı gezerek, en son kapanmak üzere olan bir laboratuvara kabul ettirebilmişler analiz yaptırmayı. Hiç kimse bu sonuçları sunmak istememiş. Neden peki?

Oysa 1970’li yıllarda buralar her türlü ürünün yetiştiği, Ergene’den alınan berrak sularla tarımın yapıldığı, nehrinde çeşit çeşit balıkları olan bir yerdi. Boşaltılan fabrika atıkları ile birlikte önce nehir öldü. Yaşayan hiçbir canlı kalmadı. Sonrasında ise yer altı kaynaklarına ve nehirden buharlaşan gazlar sebebi ile havaya da bu kirlenme sıçradı. Ergene’nin içinden geçtiği köylerde kanser oranı büyük yüzdelerde arttı.

Artık kimyasallı su içiyor, çocuklarımıza zehirli hava solutuyoruz. Ergene’den aldığı sularla ineğini besleyip hayvancılık yapan çiftçi de cabası. Onu sadece solumuyoruz, onun kirli sularından içen hayvanları da tüketiyoruz.

İşte bu yüzden sözlerimi şu Kızılderili atasözü ile noktalıyorum:

“Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!”

“Gündöndü” belgeselini Ergene ile ilgili tüm gerçekleri çarpıcı bir şekilde kavrayabilmeniz için izlemenizi öneriyorum…

Günebakanlarımız yine yüzlerini güneşe dönebilsin diye, Ergene Havzası kurtarılsın, insanlarımız kurtarılsın, çevremiz kurtarılsın…

 

Bu yazı 2435 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Hoşça kal Sevgili Ruth, Teşekkür ederiz değerli RBG
» Doğanın Ruhu, İnsanın Ruhu
» KENDİMİZE DE MEYDAN OKUYOR MUYUZ SEVGİLİ KADINLAR?
» İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!
» Hoşçakal Pınar Gültekin
» Hatırlatmak isterim…
» Tarihe Yön Veren Kadınlar: Agnodice
» 3 ulus, 4 cinayet, 1 sebep: İnsan Zulmü
» Gündöndü değil “Günöldü”
» Kadın Cinayetlerini Meşrulaştırmayın!
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter