07 Aralık 2019 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
ÇOCUKLUĞUMUZ  
Yazı Tarihi: 30 Ekim 2019 Çarşamba 07:11

Her zaman özlemle andığım çocukluk günlerimizin maceraları, yaşamın bize sunduğu en güzel bir armağan olarak yüreğimde yer almaktadır. Benim gibi düşünenlerin usunda yer alan bu hikâyeler, hayatımızı bir havai fişekler gibi renklendirmektedir. Bizler şimdiki çocuklar gibi çabuk büyümedik, oyuncağımızı, umutlarımızı çabuk tüketmedik. Ne kadar şanssız şimdiki çocuklar demekten de kendimi alamıyorum. Yaşayamadılar, göremediler ne yazık ki bizlerin yaşadığı o güzel çocukluğumuzu. O yıllar her şey çok azdı. Kıymetli ve değerliydi. Kıymetli oluşu da bu yüzdendir. Şimdi dönüp bakınca etrafa her şeyin daha güzeli ve parıltılısı var. Fakat hiç kıymeti yok. Çünkü bu gün aldığınız bir şey yarına çıkmadan ömrünü tüketiyor. Şimdi hayal kuramıyor çocuklar, zira hep dahası var, farklısı var. Hayal kurmaya bile ihtiyaç duymuyorlar. Sanırım, işte bu yüzden çocukların yüzündeki doyumsuzluk ve mutsuzluk. Hâlbuki o yıllar biz çocukların düşleri vardı, hayalleri vardı. Şimdi ki çocukların hayal etmesi için bir sebep yok. İstediği ve istemediği her şeyi kolayca elde edebiliyor. Bize, Babamızın, Annemizin bir şey alması için aylarca, yıllarca hayalini kurar ve beklerdik. Aldıklarını da gözümüz gibi korur ve saklardık. Bilirdik ki ikinci bir şansımız yoktu. Çok şeyimiz yoktu belki ama olanlarla oldukça mutluyduk. Örneğin çiçekli basmadan perdeli evlerimiz, elma şekerlerimiz, leblebi tozlarımız, misketlerimiz vardı. Çember çevrilir, su musluktan içilirdi. Ağaçlara tırmanılırdı. Dut ağacı altında etek açılırdı. Silahlar tahtadan olurdu. Tek endişemiz, tek derdimizse hemen herkeste aynısı olan, daha iyisi olmayan ucuz plastik bebelerimizin üşütüp hasta olmalarıydı. Paylaşımcıydık, değiş tokuş yapardık. Kitaplar, dergiler, Teksas, Tommiks elden ele dolaşıp dururdu. Sokaklarda, mahallelerde güvenlik sorunu yoktu. Sokaklarımız evlerimiz kadar güvenliydi. Düdük sesini duyduğumuz bekçilerimiz vardı. Gece geç saatlerce sokaklarda oyunlar oynar, eve girmemek için kırk dereden kırk su getirirdik. Sabahları birbirinin yüzüne bakıp günaydın demeden geçen insanlar yoktu. Şimdi ki gibi asansöre binilmez ve komşular bir birinin yüzüne bakmamak için başlarını yere eğmezlerdi. O zamanlar merdiven çıkılır, aidat ödenmez, yönetici de seçilmezdi. Bizim çocukluğumuzda kardan adam yapılır, evlerde soba yanardı. Sobanın üstünde kızaran kestanelerin kokusu kaplardı odayı. Her akşam arkası yarın, oda tiyatrosu, yurttan sesler programları merakla beklenirdi. Akşam saati olunca büyükler ajans saati geldi diye değişirdi radyoda programlar. Biz çocukken; Koşup ayağım takılıp düştüğümde ekmek çiğnenip konurdu kanayan yaraya, mikropta falan kapılmazdı. Öyle ultrasonlar filan da yoktu. Nutella neydi bilinmezdi. Ekmeğin üzerine sana yağı, sonra üstüne analarımızın eliyle yapıldığı reçel sürülürdü. Biz çocuklar için en kıymetli yiyeceklerden biriydi. Mutluyduk, bunun ötesi yoktu. Hep yedek bir umudumuz, hep hayallerimiz vardı. Şimdikilerde olmayan, yok ettiğimiz hayalleri. Şimdi büyüdük, sokaklar ruhsuzlaştı, insanlar bir birine yabancılaştı. Avuç dolusu harcanan parayla yapılmış parklar var ama oynayan çocuklar yok. Şimdi oturulan apartmanda kim yaşıyor tanımıyor, bilmiyoruz. Betonlaşan ruhlar çoğaldı, tıpkı beton binaların olduğu gibi. Ölse biri, kimsenin kimseden haberi yok. Birbirine yabancı oldu insanlar. Güven duygusu insanlar için eskiden sanki daha bir anlamlıydı. Çünkü insanlar birilerine güvenince bir kez kolay aldanılmazdı, güvenleri de sarsılmazdı. Teknoloji denilen şey de hayatlara girince, yaşamlarda kolaylaştırdı. Hayatı nasıl kolaylaştırdıysa, insan ilişkilerini de alabildiğine yozlaştırdı. Ben ve bireysellik tavan yaptı. Uzaktakiler yakınlaştıkça, yakındakiler bir birinden uzak oldu bu sayede. Bire bir iletişimler, yüz yüze yaşanan dostluklar, oyunlar da tükendi. Sanal denilen yer keşfedilirken gerçek hayat, hayatlar ıskalanır oldu maalesef. İnsanlar kendilerine bile yabancı oldu. Kendi yalnızlıklarımızda yaşar olduk. Düşünüyorum da; Ne güzel insanlar vardı eskiden, çocukluğumu kaplayan. Şarkılar bile başka güzeldi eskiden. Ne güzeldi, ne özeldi eskiden dostluklar. Şimdi hayat lüks ışıltılı olurken ne çok yapaylaştı hayatlar! Donuklaştı her şey. Şimdi herkes yoğun, şimdi herkes tek başına. Şimdi çoğaldı kalabalıklardaki yalnızlar, yalnızlıklar. Ne çok şey anlatır insana geçmiş? Ne çok şey hissettirir, ne de çok izler bırakır. Eski dediğimizin bir diğer adı yaşanmışlıktır. Çünkü hatırlanır bazen tebessümle, bazen içimiz acıyarak. İnsanı en çok üzense; eskiden diye söze başlarken, eski olduğumuzu anımsatır zaman hepimize. Bir de bakarsınız farkında bile olmadan kayıp gitmiştir zaman avuçlarınızın içinden. Yıllar alıp götürmüş ne var ne yoksa birçok şeyi. Bir başkaydı bizim çocukluğumuz. Temizdi her şey bir zamanlar. Büyüdük kirlettik her şeyi. Kirletirken bizde kirlendik. Eskitirken eksildik farkında bile olamadık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 542 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ÇOCUKLARIMIZ
» HAYALLERİMİZ      
» OKUMANIN GEREĞİ
» MUTLULUĞUN PEŞİNDEN
» BİZLER
» MEYDANLAR
» MÜZE
» SARILMAK
» OKUMAK
» İNTİKAM
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter