18 Ekim 2017 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 14°C
Açık
YAZAR DETAYI
Nedim MENEKŞE
KÖY ENSTİTÜLÜLER (12)
Yazı Tarihi: 19 Eylül 2017 Salı 07:34

PAKİZE TÜRKOĞLU
(Antalya Aksu Köy Enstitüsü-1944)

Antalya- Gazipaşa Göksenir yaylalarında doğdu. 1933 yılında Gazipaşa Bucağında okula başladı. 1938 yılında Alanya Hayate Hanım ilkokulunu bitirdi. 1939 yılında Aksu Köy Enstitüsü'ne girerek 1944 yılında mezun oldu. Ayni yıl Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ne girerek 1947 yılında burayı bitirdi.

Antalya-Merkez Kemer bölgesinde gezici başöğretmen olarak göreve başladı. Sırasıyla ilk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında öğretmen ve yönetici olarak çalıştı.

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Anabilim Dalı öğretim görevlisiyken 1985 yılında emekli oldu. Emeklilik sırasında İstanbul-Yakacık Özel Ortadoğu Lisesinde (1985-1990) ve Özel Koç Lisesinde (1990-1992 rehber öğretmen olarak çalıştı.

Bir dönem genel yönetim kurulunda bulunduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) kuruluşundan kapatılmasına kadar üyeliğini yaptı.

Halen gazete ve dergilerde eğitim sorunlarını irdeleyen yazılar yazmakta, görev aldığı ilk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında edindiği izlenim, yaptığı gözlem ve araştırmaları içeren çalışmalarını basıma hazırlıyor.

 

 

BİR YAZAR- BİR KİTAP

Pakize Türkoğlu, öğretmen örgütçülüğü ile birlikte, çağdaş eğitim ilkelerine sıkı sıkıya bağlı, takipçi bir eğitimcidir. Yazarın eğitimle ilgili yayınlanmamış dosyaları yanında, yayınlanmış en büyük yapıtı "TONGUÇ VE KÖY ENSTİTÜLERİ"dir. Birinci baskısı Yapı Kredi Bankası, ikinci baskısı İş Bankasınca yayınlanmıştır. Her türlü yayın hakkı saklı tutulduğu için, bu çok değerli yapıtın üzerinde çok kısa da olsa durmanın yararlı olacağı kanısındayım.

Kitap, büyük boyda, birinci hamur kâğıda özen ve dikkatle basılmış, belge ve ekleriyle birlikte (622) sayfadır. Beş bölümden (16) büyük ve (106) küçükbaşlıktan oluşmaktadır. Bilgi - içerik, dil ve anlatım bakımından zevkle okunan, insanı besleyen ve düşündüren bir yapıttır...

Yazar, siyasal ve ideolojik virajlara girmeden ve bu döngüler içinde kaybolup gitmeden, çok yerinde bir planlama ile Tonguç ve Köy Enstitüleri ekseni etrafında, Osmanlı Medrese eğitiminden başlayarak, Kurtuluş Savaşı yılları dahil, günümüze kadar olan eğitim ve öğretim çalışmalarına etkili ve yetkili bir görüşle ışık tutmaktadır. Özellikle Cumhuriyet dönemi eğitim girişimlerini, yeni yapılanma ve arayışlarını, başta Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere, yeri geldikçe dönemin ilgili bakan, milletvekili, genel müdür, yerli ve yabancı eğitimcilerin görüşlerine de yer verilerek, İ.Hakkı Tonguç'un onurlu yaşam çizgisi içinde, kurucusu olduğu köy enstitüleri sistemini, bütün evreleri, plan, program ve tüm çalışmalarıyla birlikte ortaya koymaktadır.

Kitap'ta, işlenen her konunun başına, sistemin kurucusu olan İ.Hakkı Tonguç'tan, O'nun eğitim görüşlerini ve ilkelerini yansıtan alıntılar konmuştur. Bu alıntıların her biri, bir eğitim görüşü, ilkesi, bilgi ve uyarıcısı niteliğindedir. Kitap'ta böyle seçilmiş ve süzülmüş yüzden fazla alıntı bulunmaktadır. Bunlar, kitap içinde ayrı bir kitap gibi karşımıza çıkmaktadır.

Uzun ve büyük bir çalışmanın bilimsel ürünü olan bu kitap, çok boyutlu ve katmanlı bir yapıttır. Biyografik ve anatomik yapısı yanında bir yönüyle de Cumhuriyet dönemi eğitim tarihi niteliği taşımaktadır.

Başta Pakize Türkoğlu olmak üzere, köy enstitülerinde okuyan köylü kızlarımız, hepsi yurdumun kızları, hepsi halkımın kızlarıydı. Öğretmen olduktan sonra, köylerden başlayarak yüzlerce, binlerce öğrenci yetiştirdiler. Onların bu uğraşları, maddi değil ama insanca yaşamlarında en büyük zenginlikleri ve mutlulukları oldu.

Pakize Türkoğlu da bir Cumhuriyet kızı olarak onların arasından çıkmış ve hepsini temsilen bu kaynak kitabı, bu ırmak kitabı yazmıştır. Bu kitap onun, yetiştirdiği öğrencileriyle birlikte, en büyük varidatı-mirası, vasiyeti, yaşayan ve yaşayacak olan kimliği olacaktır...

20 Ekim 2002 (Recep Bulut)

 

OYUNLAR VE BİR 19 MAYIS

 

         Vatan Gazetesi yazarı Ahmet Emin Yalman Çifteler Köy Enstitüsünde yüzlerce öğrencinin katıldığı halk oyunlarını seyrettikten ve kızlı erkekli oyunları hep erkeklerin yönettiğini gördükten sonra yanında oturan Müdür Rauf İnan'a merakla sordu:

"Kızlar oyun yönetmez mi?" İnan, köşede oturan bir kızı yanına çağırdı:

"Bir zeybek oynatabilir misin?" dedi. "Peki" deyip arkadaşlarının arasına dalan öğrenci biraz sonra bir ekiple çıktı oyun alanına. Hiçbir hazırlığı yoktu. Arkadaşları çevresinde halka oldular, müziği ve onun işaretini beklediler.  O sakin tavırlı kız, müzik başlayınca canlandı, kıvraklaştı, bir dağ kahramanı durumuna geçti. Kıvraklığı ve takımını yönetmedeki yetkinliği görülecek şeydi. Yalman, "dünya yüzünde yeni bir insan soyu tanımış gibi" esenlik ve coşku duydu. Genç kızın yönettiği ulusal oyun onu büyülemişti. Yalnız Çifteler değil başta Hasanoğlan, başka enstitüleri de gezip oralarda yeni insanın nasıl yetiştiğini çeşitli alanlarda gördü Yalman. Bu gözlemler ona "Yarının Türkiyesine Seyahat" kitabını yazdırdı.

Bu konuda ilginç bir olay 1945 yılı 19 Mayısında Ankara'da yaşandı. O yıla kadar Ankara Stadyumu 23 Nisanlarda, 29 Ekimlerde, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarında çeşitli öğrenci gösterileriyle dolup taşardı. Ülkenin her yanından gelen izci grupları, Samsun'dan getirilen 19 Mayıs toprağı, Gazi Eğitim Beden Eğitimi Bölümünün İsveç örneği jimnastik gösterileri; havacı, denizci ve karacı Harbiyelilerin askerlik sıkı düzeni içinde sergiledikleri birbirinden güzel akrobasi hareketleri, yürüyüş örnekleri vb. gösterileri stadyumu dolduran göğüs kabartıcı coşkular yaratır, alkışlar toplardı. Bu gösterilerin programlanışı, ritmi ve tekniği, Selim Sırrı Tercan vb. uzmanların, Batıdan taşıdıkları modern jimnastik ve spor bilgilerine göre düzenlenmiş olurdu.

O güne kadar stadyuma ulusal oyun ve ritimler hiç girmemişti. 1945 yılı 19 Mayısında Ankara stadyumunda halkı neredeyse göklere çıkaran, alışılmamış bambaşka bir hareket sergilendi. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün 500 kişilik ulusal oyun ekibi, davulları ve çok sayıda akordeon vb. çalgılarıyla Ankara Garı'nın önünde görülünce başladı halkın çığlığı. Daha ekip stadyuma girmeden "Hasanoğlan! Hasan-Âli." sloganları göklere yükseliyordu. Hasanoğlan'lılar yüzyıllardır bir yerlerde sıkışıp kalmış halk kültürünün kapısı açmış, o tanıdık sesi ve ritmi stadyuma getirmişti. Artık oradakiler için ilginç olan Ne Gazi Eğitim'li şortlu kızların jimnastik gösterileri ne de Harbiyelilerin havadan ve karadan yürüttükleri görkemli hareketlerdi.  Hasanoğlan Köy Enstitüsü Sporbaşı Sıtkı Şanoğlu'nun yönetiminde stadyumda yerini alan 500 kişilik oyun ekibi ve onların müziğiydi halkın sevgi odağı. Oyun başkanı Zekeriya Kayhan'ın işaretiyle davulun vuruşları ve akordeonlardan arka arkaya boşalan Bengi, Arpazlı ve Dağlı Zeybeklerinin müziğiyle havalanan beyaz gömlekli, lacivert asker kumaşı pantolonlu kızlı-erkekli oyuncular, stadyumu dolduran halkı kendi ritmine ve sesine ortak etmişti. Ankara, Ankara olalı halkın sesiyle ve ritmiyle ilk kez böylesine bütünleşiyordu. Halk büyülenmişti. Çoktan kaybettiği bir şeyi bu oyunlarda bulmuşçasına bir sevinç ve coşkuyla ayağa kalkıyor ve bağırıyorlardı: "Hasanoğlan! Hasan Âli!"

5-6 akordeonun birlikte çaldığı, davulların vurduğu oyunlarla öğrenciler kıvraklaşırken, stadyum, her oyunda yeniden ayağa kalkıyor, yer yerinden oynuyordu. Öğrencilerin değişen müziğe göre değişen ritmine eşlik edenler yeniden harekete geçiyor, çığlıklar yeniden yükseliyordu göklere...

Alkışlar, alkışlar, alkışlar... Bir tek üzücü yanı vardı olayın: ATATÜRK'ün bunu görememesi. Kendi sesimiz, ritmimiz ve kültürümüz karşısında duyulan bu ulusal coşku, ATATÜRK'ün en çok görmek istediği, içinde kalan bir özlemdi. Gittiği yerlerde hasta durumda bile Sarı Zeybeğe durması, Harmandalına kalkması bundandı.

Tek, tek enstitülere gelen, gelişip güzelleşmiş olarak yeniden halka giden ulusal oyunlarımız, yalnız köylere değil, kentlere, stadyumlara da girmişti böylece. Bu etkinliklerin ötekilerden ayrımı, yalnızca seyretmeye değil, herkesin katılımına açık olmasaydı. Ankara stadyumundaki coşkunun nedeni buydu. Halk kendinden olan bu hareketlere ve ritme atlayıp katılmak istiyor, bunu oturduğu yerden kalkarak, bedeniyle koluyla "Hasanoğlan! Hasan Âli!" sözleriyle dile getiriyordu.

Başka bir ilginç örnek gene ayni yıl Ankara Palas'ta düzenlenen ve yabancı konuklarında bulunduğu bir gecede yaşandı. Tüm devlet büyüklerinin ve yabancı konukların bulunduğu o günkü şölene Yüksek Köy Enstitüsü'nden bir oyun ekibi katılmıştı. Bu bir çağrıydı. Yalnızca dinleyici, seyirci ya da ikili danslarla gecenin tadını çıkarmaya çalışan konuklar, Hasanoğlan ekibine sıra gelince, onların sunduğu ulusal oyunların, zeybeklerin kışkırtıcılığına dayanamayarak, kendilerini ekibin içinde bulmuşlardı.  En önde katılan ve oyunları sonuna kadar aksatmadan oynayanların biri dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu'ydu.

Programda ulusal oyunlar, jimnastik ve spor olarak yer alan beden eğitimi derslerinin amaçları, Köy Enstitüleri Öğretim Programı'nda "öğrencileri yaşadıkları çevrenin koşullarına göre çeşitli doğa ve toplum zorluklarını yenebilecek güçte, gözü pek, çevik, disiplinli ve yurt savunmasında önemle yer alabilecek şekilde yetiştirmek" olarak açıklanıyor "Öğrencilerin tarım ve iş alanlarında sürekli hareketli olmalarından yararlanılarak, bedenlerine atletik bir çeviklik kazandırmak, beden bozuklukları varsa düzeltmek, yürüyüş, koşu, atlama ve ulusal oyunlar oynama gibi temel hareketlerle bedenlerine güzellik ve sağlamlık kazandırmaktır" deniliyordu.

 

Bu yazı 499 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (12)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (6) CAVİT BİNBAŞIOĞLU
» OY KULLANMAK VATANDAŞLIK GÖREVİDİR
» ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
» KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANMASAYDI (1)
» KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİ SINIF GECELERİ (8)
» OLAĞANÜSTÜ HAL
» MİLLETVEKİLLERİMİZE İLK DERS
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter