01 Aralık 2021 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
İlhan VARDAR
Trakya’yı Kurtar(may)alım mı?- 1
Yazı Tarihi: 11 Mart 2015 Çarşamba 10:32

''Şu anda yarının artık bugün olduğu  gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çok geç kalmış olmak diye bir şey vardır. Sayısız uygarlığın beyazlamış kemikleri üzerinde şu acılı sözcükler yazılı: "Çok geç." Eyleme geçmezsek, merhameti olmadan güce, ahlakı olmadan kudrete, kavrayışı olmadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına sürükleneceğimiz kesin.'' 

                                                                                          Martin Luther King 

 

Yine bir seçim dönemi ve yine tatlı su entellerinin, ya da “tamam biz de görüyoruz yanlışları, ama seçim dönemi eleştiri yapmak yanlış” diye her şeye gözlerini kapayan  takım tutar gibi parti tutup, seçimlerde tıpış tıpış gidip oy kullanmayı demokrasi olarak algılayan kişilerin bu görüşüne karşın, kişisel eleştirilerde olduğu için yanıtımı onsekiz yıl önceden vermek istiyorum.

1997'de ne seçim vardı, ne AKP. O zamanda bizler eleştirilerimizi yapıyor, bu eleştirileri yapan dostlar görmüyor, duymuyor, konuşmuyordunuz.. Şimdi bu şekilde düşünenlere “AKP’nin hizmetkarlığını yapıyorsunuz” suçlamasını karşın o günlerde de iktidarımızı engelliyorsun söylemleri vardı.!

İşte bu zihniyetiniz Martin Luther King’in elli yıl önce söylediği gibi “Merhameti olmadan güce, ahlaklı olmadan kudrete, kavrayışı olmadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına” sürüklenmemize neden olmadı mı? Hala çok ama çok geç değil mi ? 

“Uzun bir kış’tan sonra şu son günlerde İstanbul dışına Tarkya’ya doğru bir yolculuğa çıkarsanız, hele hele biraz yağış varsa farkedeceğiniz ilk şey  gözleriniz kapalı dahi olsa buram buram toprak kokusu olacaktır.

Bunun üzerine gözlerinizi açtığınızda baharla birlikte uyanan doğanın o yeşil örtüsü ıle karşılaşırsınız. 

Yolculuğunuz daha bakir bir bölgeye ise ve gelincik mevsimine rastlarsa yemyeşil buğday tarlaları içindeki kızıl gelinciklerin seyrine doyum olmaz. 

Hele hele yeşille mavinin bütünleştiği kıyı şeritlerine ulaşğımızda duyulan haz, mutluluğun resmini yaptırtabilecek bir dinginlik verir insana. 

Hiç kimse böyle bir yolculuğa hayır diyemez sanırım. 

Ama ne yazık ki  yıldan yıla butür manzaralarla karşılaşmak için çok daha uzun yollar katetmemiz gerekiyor. 

Ve bu uzun yolları katederken daha bir kaç yıl önce yeşillikler arasında sadece kiremitlerinden ve saman yığınlarından köy olduğunu anlayabildiğimiz yerleşim birimlerinin gittikçe betonlaşğını, artık beton yığınları arasından ağaçların göğe uzanmak istercesine direndiğine tanık olursunuz.

Sınırlarının ağaçlardan, derme çatma çalılardan oluştuğu o eski büyük bahçelerin içindeki tek katlı, sundurmalı, bahçenin bir kenarındaki ahırlı köy evlerinin  yerlerini  kat kat beton yığınlarına terk ettiğine şahit olursunuz. 

Ama bizler, burunlarımızı tıkayarak, gözlerimizi  kapayarak daha yeşile, daha maviye ulaşmak ve oralarıda -önceleri kısa tatillerde keşfedip daha sonra - yoketmek için  son hızla gitmekteyiz! 

Özellikle sanayi devriminden sonra Batı’da, daha çok tüketen insanın daha mutlu olduğu, kişi başına üretilen, demirin, çeliğin çimentonun mutluluğun göstergesi olduğu kabul edilmiştir.  

Doğal kaynakların kısıtlı oluşu gözönüne alınmadığı içinde bir yandan doğal kaynaklar tükenmekte diğer yandan işlenen hammaddeler doğaya atık olarak dönmektedir. 

2. Paylaşım savaşından sonra kapitalizmin büyüme tutkusu “tüketim için üretim” yerine “üretim için tüketim” sürecini başlatmıştır.  Artık üretim, insanların doğal ihtiyaçları için  değilde oluşan  tröstlerin devleşmesi ve ayakta kalabilmesi için yapılmaya başlanmıştır. 

Bu da çevre sorunlarının korkunç boyutlara ulaşmasına neden olmuştur.  

Bizim gibi daha sanayileşme ve demokratikleşme aşamasına dahi gelememiş ülkelere çöreklenen dev tröstler tüm dünyanın yaşanamaz hale gelmesine neden olmuştur.  Bilindiği gibi bu tüketim çılgınlığı  süreci ülkemizde de 12 Eylül 1980 darbesini takip eden hükümetler sonrası büyük bir hız kazanmıştır. 

Bir yandan uluslararası tröstler ve yerli tekeller ülkemizde çevreye duyarlı gözükmeye başlamışlar ve hatta son yıllarda çevre ödülleri dağıtır hale gelmişlerdir. 

 Ama diğer yandan kurulan montaj fabrikalarının en verimli tarım arazilerinde kurulmasından hiç mi hiç çekinmemişlerdir. 

Çevre konularına en çok duyarlı vakıflarımız ise özel üyeliklerini dolar üzerinden yapmakta ve bu tür kuruluşların desteğini almaktan çekinmemektedirler.” (*)

 

Trakya’yı kurtaralım – İlhan VARDAR, Bilim ve Ütopya Dergisi, Mayıs 1997, Sayfa 7 

 

Bu yazı 4714 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Dış etkilere açık birer kukla mıyız?
» BİPOLAR YAKININDAN MEKTUP
» “SÖZ BİPOLARLAR VE YAKINLARINDA” - 2
» “SÖZ BİPOLARLAR VE YAKINLARINDA” - 1
» UYUMUYORUZ!... UYARIYORUZ!...
» “ENGELSİZ BİR DÜNYA İÇİN BENİM FİKRİM”
» EMPATİ ve EMPAT
» DEVLET ADAMLARININ BEDENSEL – ZİHİNSEL SAĞLIK DURUMLARI (*)
» Trakya’yı Kurtar(may)alım mı?- 1
» CHP’de ADAY BELİRLEME
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter