SERAP’IN HİKAYESİ

Necati KAYHAN

16 Ekim 2012 00:00

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da Allah’ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serap ‘ın da bütün diğer kanserliler gibi 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap dört yıl kadar sonra bir ihale için İzmir’e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamıştı ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat karda mahsur kalmış. Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğere yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metasaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu.

Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

“Doktor bey” dedi. “Ben size…… dargınım.”

“Niçin?” diye sordum.

“Siz ….. dindar….. bir …. insanmışsınız…..niçim….bana,,,,da Allah’ı….ölümü….ahireti anlatmıyorsunuz?”

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için, bu teklif karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak:

“Doktorlara ulaşmak kolaydır” dedim. “Parayı bastırdın mı, istemediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın.”

Konuşmaya mecali olmadığından “ Ben o isteği duyuyorum” manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbı tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler “ hızlandırılmış öğretime” dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla mezcediyor, ve orada bir soru soruyordu. Vefatın bir hafta kala:

“Doktor bey” dedi. “Ben…ölürken…ne…söylemeliyim?”

“Senin durumun çok özel” dedim. “ Kelime-i Şahadet sana uzun gelir. O anı fark edince Muhammed (S.A.V) sana yeter.

O haliyle tebessüm ederek, yine başını salladı.

Çok ızdırabı olduğu için Serap’a sürekli morfin yapıyor ve onu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyehati sebebiyle bir müddet ziyarete gidemedim. Dönümde annesi telefon ederek:

“Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor” dedi. Sabahlara kadar inliyor ve çok ızdırap çekiyor.

Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyorum ve hatırladıkça tüylerim ürperiyor.

“Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefesimde MUHAMMED diyemezsem?”

İşte Serap böyle bir hanımdı. Bu ara benden istihareye yatmamı ve eğer birkaç gün ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde Cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap’ın acizliği hümmetine olacak ki, Salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim. Ertesi gün ona:

“Hiç korkma, dedim. İğneyi vurdurabilirsin.”

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu sordu:

“Doktor bey… Azrail… bana….nasıl….görü...necek?”

“Kızım” dedim. O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir.

Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca, hemen evine gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

“Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı! dedi ve devam etti. Serap, bir saat önce oksijen cihazını attı ve “ yataktan kalkması imkansız” denmesine rağmen, kalkarak abdest aldı. İki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i şaadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

“Doktor beye söyleyin. Azrail, onun söylediğinden de güzelmiş.”

LÜLEBURGAZSPOR İLK PUANINI ALDI

Üçüncü maçını yeni çim sahasında oynayan takımımız son dakikada attığı golle bir puana razı oldu.

Maçı seyretmediğim için takımımız hakkında sizlere fazla bilgi veremiyorum. Maçı seyredenlerin anlattıklarıyla bir şeyler karalıyorum.

Takımımızın çok iyi olduğunu söyleyen yok. Ama ben de diyorum ki

Acele etmeyelim. Yepyeni bir takım kurduk. Bu takımın oturması, birbirlerini tanıması için zaman tanıyalım.

Belki bu bir puan bundan sonraki alınacak puanların başlangıcı olacak.

Fazla iyimser olmayalım, ama kötümser de olmayalım. İçlerinde iyi futbolcularımız varmış. Bakarsınız bundan sonraki haftalarda yeni futbolcular form tutar.

Bu yeni takım için puan iyi bir adımdır. İnşallah bundan sonra da bu adımlar sıklaşır.

KIRKLARELİSPOR İŞİNİ BİLİYOR

Son maçlarda puanlarla iyice akraba oldu Kırklarelispor… İçeride üç, dışarıda bir puan. Helal olsun sizlere…

Kırklarelispor’a sahip çıksın Kırklareli’liler. Anlattıklarına göre maçlarda stad dolmuyormuş. İyi de bu takım nasıl ayakta kalacak?

Ayda iki maç seyretme imkanı buluyor seyirciler. 20 TL nedir ki… iki paket sigara parası. İçmeyiver sevgili Kırklarelispor’lu hemşerim…

Bu takımı ayakta tutun. Pazar günlerini nasıl geçireceksiniz. Doldurun stadı…

Kırklarelispor başkanı Sayın Volkan Can’ı ve yönetim kurulunu ayakta alkışlayın. Zor işi başarabiliyorlar.

Ya Bilgin Erdem’e ne demeli. Üç yılda kat ettiği mesafeyi, kazandığı başarıyı küçümsememek gerekir. Güzel işler yaptınız. Bundan sonra Kırklarelispor’a kalıcı gelir kaynakları bulun, yaratın. Çünkü bir gün gelecek halk para vermekten bıkabilir.

Her şey gönlünüzce olsun…      

 
Kaynak :
Bu Haber 488 defa okunmuştur.
 
 
Yorum Ekleyin
Başlık: *
Yorum:
Güvenlik Kodu:
 
Masal Bahçesi

ÇOK OKUNANLAR

En Çok Okunan Haberler