28 Şubat 2020 Cuma
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
HABER DETAYI
“İlk kapatan ben olurdum” diyordu…
Son kalanlardan oldu!
Lüleburgaz # 13 Şubat 2020 Perşembe 07:45

Bugün Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından ilan edilen 13 Şubat Dünya Radyo Günü. Görünüm Gazetesi olarak Lüleburgaz’da bundan 26 yıl önce tesadüf olarak başladığı radyoculuk kariyerine çok sayıda başarı sığdırmış Lüleburgaz FM’in kurucusu Alaattin Erdal ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Erdal, Okan Bayülgen’in önerisiyle başlattığı “Naş Naş” programından radyoculuk kariyerindeki dönüm noktalarına kadar çok sayıda bilinmeyeni Görünüm Gazetesi’ne anlattı. Sadece Görünüm’e özel açıklamalarda bulunan Erdal, dinleyicilerine de müjdeyi de verdi: Bir dönemi kasıp kavuran Naş Naş programı yeniden dinleyiciyle buluşacak. “İlk kapatan kişi ben olurdum diyordum. Hala ayaktayım” diyen Erdal’a biz sorduk, o cevapladı.

Tansu Edip GÖKBUDAK

Açıkça söylemek gerekirse geçtiğimiz yıl Şubat ayında geldiğim Lüleburgaz’da Lüleburgaz FM’e uğramamak benim kanayan yaralarımdandı.

Otomobilde her zaman dinlediğim radyoya bir gazeteci olarak gitmemek büyük eksiklikti. Ancak ben bu durumlarda tesadüflerin etkili olduğuna inanıyorum. Bir yıldır sürekli telefonla görüştüğüm Alaattin Erdal’a buluşmak Dünya Radyo Günü’ne kısmet oldu. Onunla radyoda verdiği emek mücadelesini anlatan bir röportaj yapmak istediğimde büyük bir keyifle kabul etti. Hemen tuttum radyonun yolunu. Dik merdivenlerden çıkarak ulaştığım radyoda beni kapıda içi hala kıpır kıpır olan genç ruhlu bir adam karşıladı. Erdal’la ilk karşılaşmamız da böyle oldu. İçerisi 1990’ların havasını yansıtan radyo evinde sıcak bir çay eşliğinde ben sorularımı sordum, o yanıtladı. Soru cevaptan çok sohbet havasında geçen keyifli bir röportaj oldu. Keyifli okumalar dilerim.

 

 

Bana biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

 

1965 yılında Lüleburgaz’da doğdum. Doğduğumdan beri buradayım.

 

Çocukluğunuz nasıl geçti?

 

Çocukluğumun çoğu Lüleburgaz’da geçti. O zamanlar daha güzeldi Lüleburgaz. Herkes birbirini tanıyordu. Herkes birbirine selam veriyordu. Herkes birbiriyle konuşuyordu. İnsanlarda komşuluk ilişkileri gelişmişti. O zamanlar bizim büyüklerimiz gecenin saat 3’ü olsa dahi birbirlerine misafirliğe giderlerdi. Gaz lambaları etrafında otururduk. Şu anki düzen ne yazık ki hiç güzel değil.

 

KAHVECİLİKTEN RADYOYA GEÇİŞ

 

Peki radyoyla ilk tanışmanız nasıl oldu?

 

Birdenbire oldu. Ben kahvecilik yapıyordum. Bizim Can Birol ağabeyimiz vardı. O zaman ilk radyoyu açmıştı. Biz de kendisinden istek parça istiyorduk. Sağ olsun çalıyordu. Biz yanında gördük. Sonra dedik, “Biz de yapamaz mıyız bunu” dedik.

 

Anladığım kadarıyla Can Birol vasıtasıyla radyoyla tanıştınız…

 

Can ağabeyin yanına gidiyorduk. Telefonlara bakıyorduk. İstek parça alıyorduk. Boş vakitlerimizde gidiyorduk. Radyo aşısı oradan gelmeye başladı. Ama ne ki Can ağabey kapattı. Lüleburgaz’da o zaman 7 tane radyo vardı. İnanın ki radyo hayatında tek kalacak ben değilim diyordum. İlk kapatan kişi ben olurdum diyordum. Hala ayaktayım. İşimi zevkle ve istekle yapıyorum.

 

“İLK KAPATAN BEN OLURDUM DİYORDUM”

 

İlk kapatan ben olurum diyordunuz, şimdi ise son kalanlardansınız…

 

Evet son kalanlardan oldum. Şu anda Lüleburgaz’a bir tane daha radyo var. Bu işte önemli olan işini takip etmek ve şımarmamak.

 

İşin sırrı sanırım o?

 

Tabi ki. Ben kendimi hiçbir zaman yükseklerde tutmadım. Ben halkla iç içeyim. Başka kimse beni ilgilendirmiyor. Ben halkımın yanındayım. Halk da benim yanımda olduğu sürece kimse benim için sorun değil. Önemli olan halkın desteğini almak.

 

“SADECE RADYOCULUK YAPIYORUM”

 

Lüleburgaz FM’i kurduğunuz zaman yaşadığınız zorluklar nelerdi?

 

İlk kurduğumuzda hiçbir şeyi bilmiyorduk. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Radyoculuktan bir haberdik. Biz zannediyorduk ki radyoyu açıp şarkı çalacağız. Öyle biliyorduk ama tabi kazın ayağı öyle değil. Biz devamlı işimizin başında olduk. Benim başka bir işim de yok. Sadece radyoculuk yapıyorum. Sanırım o yüzden ben kaldım. Tüm enerjimi radyoya verdim. Belki başka işlerim olsaydı bu kadar başarılı olamazdık. Şu anda çok dinlenen radyoyuz. Trakya’da hatta en fazla dinlenen radyoyuz diyebilirim. Her konuya eğiliyoruz.

 

“LÜLEBURGAZ’DA KONUŞAN İNSAN YOK”

 

Müzik programlarınız da güzel. Ben aracımla seyir halindeyken ilk olarak Lüleburgaz FM’i açarım.

 

Bu herkeste öyle. Bizim tek sıkıntımız Lüleburgaz’da konuşan insan yok. Bilgisi olup da bilgilerini paylaşanlar yok. Lüleburgaz büyük bir yer. Mühendisi var. Mimarı var. Siyasetçisi var. Ben bunların hiçbirini bulamıyorum. Gelseler, projelerini anlatsalar. Muhalefetlik yapmıyorlar.

 

Neden gelmiyorlar peki? Radyoyu ikinci planda mı görüyorlar yoksa?

 

Hiç bilmiyorum. Ben de bunu bilmiyorum.  Televizyon istiyorlar da… Radyosuna, gazetesine sahip çıkmayanlar televizyona da sahip çıkmaz. Açarsın 6 ayda kapatırsın. Sonra “Yapamadı” derler.  Anadolu’da bunları yaşatıyorlar.

 

Sizin söylediğinizi destekleyecek en büyük örnek İzmir’de var. Orada yıllardır var olan Ege TV, kent dinamiklerinin sahip çıkmaması nedeniyle kapandı. O dönem İzmir’in tek televizyonuydu.

 

Onunu için gazeteye, radyoya sahip çıkacaklar. Senin derdine koşacak, sesini duyuracak radyo ve gazetedir.

 

İLK YAYINI NE OLDU?

 

Peki radyoculuğa başladığınızda ilk yayınınız ne idi? İlk On Air dediğinizde yayına verdiğiniz şarkı neydi?

 

 

Benim ilk çaldığım şarkı “Dere Geliyor Dere” şarkısıydı. Yayına ilk bismillah dediğimizde şarkımız buydu. Radyonun ismi de Lüleburgaz FM olunca “Dere gibi gelelim” dedik ve geldik. Tabi yarışmalar oldu. O zamanın GSM operatörleri Avea ve Telsim yarışma düzenledi. En çok hangi radyo dinleniyor diye yarışma açtılar. Türkiye genelinde açıldı yarışmalar. Türkiye genelinde biz birinci olduk. 1995-96 yıllarındaydı.

 

 

O yıllarda Lüleburgaz’ın nüfusunu da göz önüne alınca Türkiye birincisi olmak kolay bir şey değil…

 

Bize şehrimiz o zaman sahip çıktı. Dinleyicimiz sahip çıktı. O zaman herkes kendi bölgesini destekledi. Trakyalılar da nerede olursa olsun yarışmaya katılıp bizi birinci seçti. Askere giden kardeşlerimiz, askerlik yaparken bizi destekledi. Herkes kendi bölgesini destekledi. O zaman Ege FM’e bin 818 oy fark attık. Bizim için çok güzel bir şey oldu. Ama birinci gelmeyi beklemiyorduk.

 

“HİÇ UMMADIĞIM ANDA BİRİNCİ OLDUK”

 

Hiç ummadığınız bir anda birinci olmuşsunuz o zaman..

 

Tabi. Hiç ummadığımız bir anda oldu. Ama o zaman yayınlarımız da yayındı. O dönem yanımızda çalışan Sezgin isimli bir kardeşimiz vardı. O yarışmaya o da girdik. Programlarda beraber girdik. O şekilde birinci geldik. Şu anda da halkımızdan isteğimiz gazetesine, radyosuna sahip çıksın. Biz bunu istiyoruz. Biz onlar için varız burada. Kimse seslerini duyurmazsa, biz onların mecburen ve mecburen seslerini duyuracağız.

 

Lüleburgaz FM’i diğer radyolardan ayıran özellik nedir?

 

Yayın ilkelerine uyuyoruz. Dürüstüz. Hiçbir insana yanlış yaptığımız yok. Bize her yerden reklam geliyor. Ama bir tane eksik girelim demiyoruz. Fazlasını giriyoruz, eksik girmiyoruz. Hiç kimseyi küçümsemiyoruz. Tamam siyasi yayınları yapıyoruz. Biz ne gerekiyorsa onu yapıyoruz. Buraya Mesut bey geliyor. Burada beraber yayın yapıyoruz. Onun ismini koydular deli Mesut diye. Biz Mesut Sarıoğlu’ndan memnunuz. Mesut Bey, doğruları söylüyor. Onu anlamamız lazım.

 

“SOKAK DİLİNİ KONUŞUYORUZ”

 

Ayakta kalmanızın sırrı nedir?

 

Biz doğalız. Sokak dilini konuşuyoruz. Biz kimseye kendimizi büyük tutmuyoruz. Biz 7 yaşında çocukla 7 yaşında, 70 yaşındaki amcayla 70 yaşında oluyoruz. Yayınlarımızda kötü sözlerle de karşılaşıyoruz ama önemli değil. Bazen hakaretler de oluyor. Hakaret eden kişiye şarkıyla cevap veriyorum. Hüseyin Turan’ın “Acayip Hayvanlara Benziyorsun” isimli şarkısı var. Onu çalıyorum. Arayan kişi o şarkıyı dinlemek için aynı hareketleri yine yapıyor. O şarkıyı çaldığım zaman beni rahat bırakıyor. Ama tabi ki biz halkımızı seviyoruz. Biz Lüleburgazlıyız. Bizim gidecek başka hiçbir yerimiz yok.

 

Sizin geçen yıl söylediğiniz “Ölene kadar radyoculuk yapacağım” sözünüz çok hoşuma gitti.

 

Tabi ki. Ben işimi severek yapıyorum. Ömrüm yettiği kadar radyoculuk yapacağım. Sağlıklı olduğum sürece devam edeceğim.

 

Tüm bunların yanı sıra geçmiş dönemde radyonuza katılan konuklara bakıyorum. Okan Bayülgen’den tutun çok sayıda ünlü gelmiş. Bunu nasıl başardınız?

 

Hala da geliyorlar. Çoğu zaman gelenler oluyor. Süheyl ve Behzat Uygur, Sinan Bengier, Okan Bayülgen vardı. Alihan’ın da tutun Ayhan Şenpınar’ına kadar çok sayıda ünlü geldi.

 

“NAŞ NAŞ MÜJDESİ”

 

Okan Bayülgen nasıl çıktı yayınınıza?

 

Kendisi aslen Saraylıdır. Onunla tanışıyoruz zaten. Devamlı görüşüyoruz. Ben o zamanki programlarımda Okan Bayülgen’i örnek almıştım. O zaman Naş Naş programım vardı. İnsanlar hala hatırlar. Yakın bir zamanda da Naş Naş programına başlayacağım.

 

Tekrar Naş Naş geliyor sanırım?

 

Evet. Çünkü insanlar çok istiyorlar. O program seni frekansa bağlıyordu. Örnek veriyorum. Bir sayı 1 ile bin arasında sayı tutun diyorum. Ya da insanları bağlamak için bir isim soruyorum. O ismi bulana kadar insanlar çaba sarf ediyor. Biz tabi “naş” derken doktor Tarık’ın şarkısı var “Hadi naş naş naş, ikile yavaş yavaş” diye. O da programın fon müziği oluyordu. Ona uygun bir şey yaptık zaten. Bana o da Okan Bayülgen’in tavsiyesi olmuştu. Onun da o zaman benzer programı vardı. Bana “Sen de naş naş yap” dedi. Ben de “Senin programı nasıl yaparım” dedim. O da, “Sen onu yapma. Lüleburgaz onu kaldıramaz. Sen kötü söz söyleme kimseye. Sadece naş dersin” dedi. Sadece öyle bir fikir verdi. Altyapısını sonra ben hazırladım.

 

Sanırım buradan da müjdeyi verebiliyoruz: Naş Naş programı geri gelecek.

 

Kesinlikle verebiliriz.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

 

13 Şubat Dünya Radyocular Günü. Bunu halkımız pek bilmiyor. UNESCO tarafından ilan edilen bir şey, 13 Şubat Türkiye’de kutlanacak. Burada nadir kalan radyolardan biri olarak kutlayacağız.

 

Peki “Benden sonra da Lüleburgaz FM devam edecek” diyor musunuz? Yerinize radyoyu bırakacağınız biri var mı?

 

Tabi ki. Çocuklarım var. Yalnız şu anda okuyorlar. Önce okusunlar diyorum. Ufak oğlumun merakı çok fazla. Ataberk Erdal radyocu olmak istiyor. O zaten benim kopyam.

 

 

 

 

 

Bu haber 1622 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER HABERLER
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter