15 Kasım 2019 Cuma
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
HABER DETAYI
Zurnaya hayat veren adam Ahmet Özden…
‘Nasıl Başardılar?’ röportaj dizimizle, Lüleburgaz’ın unutulan ya da unutturulan değerlerini tek tek ortaya çıkarmaya devam ediyoruz. Bu haftaki konuğumuz, daha anne karnındayken zurna seslerine kulak kabartan, Roman genlerinin en büyük armağanı olan müzik yeteneğiyle kavrulmuş bir isim: Ahmet Özden. Hallerde meyve-sebze satıcılığıyla düğünlerde zurna çalarak yaşamını devam ettiren, ünlü müzisyen Okay Temizle birlikte Orientel Wind grubuyla ABD’den Hollanda’ya, Almanya’dan Fransa’ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde kaba zurnanın sesini duyuran, ancak “Lüleburgaz’a aşığım” diyerek bütün teklifleri reddederek yaşamını burada sürdüren mütevazi bir adam Ahmet Özden. Bugün, kah duygulanarak, kah gülerek dinlediğimiz hayat hikayesini sizlerle paylaşıyoruz.
Lüleburgaz # 14 Ekim 2019 Pazartesi 07:22

Tansu Edip GÖKBUDAK

Lüleburgaz’ın başarılı olmuş ve şimdiye kadar duyurulmamış değerlerini ortaya çıkarmak için başlattığım “Nasıl Başardılar?” röportajlarımız için Ahmet Özden’e uzun süredir ulaşmaya çalışıyordum.

Aslında ulaşmam kolay oldu ama müziğe aşık bir adamı yerinde bulmak her zaman zordur. En sonunda Çarşamba akşamı Zübeyde Hanım Parkı’nda buluşmak üzere randevulaştık. Her zaman olduğu gibi röportaj yerine önceden gidip başladım beklemeye. Ardından sert mizaçlı, sert ses tonlu birisi geldi karşıma. Ahmet Özden’di. Açıkçasını söylemek gerekirse konuşmaya başladıkça bu sert görünüşlü insanın yüreğinin sımsıcak, sanat aşkıyla dolu olduğunu ve oldukça kibar bir insan olduğunu gördüm. Sıcak bir tanışmanın ardından Özden’e ben sordum o yanıtladı. Özden, yaşadığı kırgınlıklarından pişmanlıklara, Okay Temizle yurtdışı maceralarından Trakya Blues’un kuruluşuna kadar her şeyi samimi bir şekilde bizimle paylaştı. Tüm okurlarımıza iyi okumalar dilerim.

 

Öncelikle benim röportaj yaptığım herkese sorduğum klişe bir soruyla başlamak istiyorum. Ahmet Özden kimdir? Nerede, nasıl bir evde dünyaya gözlerini açmıştır?

 

Ben 1960 yılında Lüleburgaz’da doğdum. Kayda 1962’de geçtim. Davul zurnaların güçlü olduğu seslerin içinde doğdum. Bebeklik dönemimizde tek odalı bir evde yaşadık. 5 kardeş, 2 kız ve 3 erkek olarak büyüdük. Kardeşlerin en büyüğü bendim. Doğduğumuz zamanlar babamız zamanın tenor saksafonu olurdu Lüleburgaz’da. Ailenin her bireyi müzik içindeydi. Zamanın valsleri ve tangolarını burada Orduevi’nde icra ediyorlar. Aynı zamanda bandoya ek olarak görevlere katılıyorlar.

 

BEŞ KARDEŞLER GRUBU

 

Siz anladığım kadarıyla davul ve zurnanın içinde doğmuşsunuz. Belki de daha doğmadan önce anne karnında davul zurna sesleriyle büyüdünüz.

 

Evet. Anne karnında davul zurnayla büyüdük. Bizde öyle olur. Güçlü enstrümanları hissederiz. Babalarım da 5 kardeşler. Burada babamın babası Tahir usta önemli bir kişiydi. Zurnayı zurna gibi değil bir klarnet gibi çalıyorlardı. Bir parçanın temasını gerektiği gibi çalıyorlardı. Radyo dinliyor ve fasıl çalıyorlardı. Burada ‘Sırtlan Ahmet’ isimli bir amcam vardı. Çok önemli karakterdi bunlar. O zamanlar seçmişler bu yolu. Babam asma davul çalıyordu. Zurnadan daha fazla sözlerini bağırarak yardımcı oluyordu. Öyle temiz bir gruptu. Ben hala öyle bir grubum olmadığına yanıyorum. Ben onların hayranıydım. Hala da hayranıyım.

 

“OKULDAN SONRA DÜĞÜNLERDE ÇALIYORDUM”

 

Peki çocukluğunuz nasıl geçti?

 

İlkokulu bitirdim. 5’e kadar okudum o zamanlar. O yıllarda orta halli, kendiyle mutlu bir yaşantımız vardı. Okulun son dönemlerinde amcam beni okulun önünden önlüklerleyken arabaya aldı. Önlükleri bakkal dükkanına bırakıyorduk. Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri düğünlere gidiyorduk.  Amcam bize “Çekirdekten yetiştireceğiz” derdi. Bizim okulda öğrendiğimiz hiçbir şey yoktu. Biz dinleyerek öğrenmeye çalıştık. Kimse müzik makamlarının arasındaki farkı söylemedi. Biz onu hissiyatla, kulağımızla çözdük. Usta bize gelip de ders vermedi. Biz çalışarak öğrendik. Ustamız Sırtlan Ahmet’ti. İki yıl önce onu kaybettik. Çok önemli biriydi. Şimdi önemi daha çok arttı. Türkiye’de öyledir, sanat icra edenler yaşarken önem görmez. Öldükten sonra ona rağbet edilir. Ne yazık ki aslında bu durum Türkiye’de değil genelde öyledir.

 

Aslında vefası olmayan bir alandasınız?

 

Türkiye’nin genel anlayışı bu. Aslında sadece davul ve zurna ya da müzisyen camiası değil. Genelde anlayış bu. Neşet Ertaş yıllarca Almanya’da orada, burada çaldı. Ama o öldükten sonra bütün besteleriyle ünlü oldu sanatçı geçinenler. O öldükten sonra önem verdiler. Burada çok yanlışlar var. Ben şimdi İsviçre’de yaşamış olsaydım, devlet beni korumaya alırdı.

 

“GENÇ AHMET VAR. GELSE YA BİZİM EĞLENCEMİZE”

 

Çocukluğunuz amcanız Sırtlan Ahmet’in ustalığında geçti. Onun yanında öğrendiniz bir şeyleri. Peki, kendi adımlarınızı ne zaman atmaya başladınız?

 

14-15 yaşında kendi grubumu kurdum. Amcamla sürekli gittiğim köylerde benim yaşımdaki gençlerle samimiyet kurduktan sonra biz hüküm sürdürmeye başladık. Bizim yaşımızda olanların 4-5 yaş üstü de benimle dost oluyordu. Çünkü askere gidecekler, asker gecesi yapacakları zaman, “Genç Ahmet var. Gelse ya bizim eğlencemize, çalsa” diyordu. Öyle öyle çevre edindik. O yaşlarda grubumu kurmuş oldum. Öyle başladık. Bir köy, iki köy derken başladık biz de. Bizden yaşlı da olsa kişilerin gönlü olunca onlar da memnun oluyordu.

 

DÜĞÜNLERDEN TRT’YE GİDEN YOLCULUK

 

Zaman içinde diğer şehirlerden de sizi duymaya başladılar. Ününüz Lüleburgaz dışına nasıl çıkmaya başladı?

 

Bize müzisyen misafirlerimiz gelir. Lüleburgaz’da düğün yapacaksın. Mesela Keşan’da kim var. Orada Yaşar Sesler, Selim Sesler gibi önemli kişiler vardı. Onlar zamanında Lüleburgaz’a düğünlere çok geliyorlardı. Orada davul zurna dinliyorlar tabi. Ya da biz denk geliyorduk. Orada bizim çalışımızı duyunca "Çok iyi bir ses. Acaba Keşan’da bir düğüne gelir mi?” diye konuşmaya başlıyor. Yine böyle kariyer yapmış müzisyenler sesimizi duyunca yavaş yavaş diğer şehirlere de sıçramaya başladık. Böyle böyle derken 1990 yılında TRT’de Bayram Oyun Havaları programına Ahmet Kuşgöz’le çıktık. Oradan da insanlar televizyonda gördükleri için Türkiye’nin dört bir yanından bize ulaşmaya başladı. Böylece müzisyen camiasına ismimiz gitti.

 

“O DÜĞÜNDEN YÜZLERCE KASET YAPTIK”

 

Aslında ününüz adım adım, halka halka büyümüş.

 

Tabi. En önemlisi Lüleburgaz Trakya Blues grubumuz var. Orada klarnet çalan Serkan kardeşimizin 1990 yılında düğünü var. Ve kız tarafı benim akrabam. Rahmetli Ergün Şenlendirici var Hüsnü’nün babası  (Hüsnü Şenlendirici). Genç kaybettik. Allah rahmet eylesin. Onu da çağıralım dediler. Tabi İstanbul’a gittik. Ön görüşme yaptık. Kabul etti gelmeyi. Biz düğünde başladık çalmaya. Düğün bir hafta sürüyor. İkinci gece İstanbul’dan Ergün Şenlendirici geldi. Ergün’le ilk defa orada tanıştık. Sahnede tanıştık. Enstrümanlar davul, zurna ve trompet. O kadar uyumlu çaldık ki. O artık zurna gibi çalmaya, ben trompet gibi çalmaya çalıştık. İkimiz de birbirimize hayran olduk. Bir dostluk oluştu içimizde. Bütün gece ayrılamadık. Sürekli çaldık o gece.  Böyle güzel bir dostluk doğdu. Orada düğünde iki tane kolon vardı. Bir de ses kaydetmek için makaralar vardı. Bir ağabeyimiz makaralara giriş yapmış ve o düğündeki performansımızı kaydetmiş. O düğünden biz yüzlerce kaset yaptık. Bir tanesini Ergün hemen istedi, Okay Temiz’e götürdü. Okay Temiz dinlediği gibi “Ben bu elemanı grubumda istiyorum” dedi.

YARIN: OKAY TEMİZ’LE YOLLARI NASIL KESİŞTİ?

YURTDIŞINDA İLK SAHNE

TROCKYA BLUES DOĞUYOR

Bu haber 1905 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER HABERLER
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter