17 Ekim 2019 Perşembe
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
HABER DETAYI
NASIL BAŞARDILAR?
Bardaklarını yıkadığı lokantanın ortağı oldu…
Lüleburgaz # 07 Ekim 2019 Pazartesi 07:59

Google’da bile biz çıkıyoruz”

Benim cenazem buradan çıkacak”

En büyük şansım eşim”

Babadan kalan mirasım olmadı”

 

‘Nasıl Başardılar?’ yazı dizimizde bu hafta tarihi Park Et Lokantası’nın ortaklarından Nihat Yaman konuğumuz oldu. Görme engelli bir baba ile ona aşık bir annenin 4’üncü çocuğu olarak dünyaya gelen Nihat Yaman, henüz 11 yaşında bardaklarını yıkamak için girdiği tarihi lokantanın ortağı oldu. O zamanlar üzerine giyecek bir ceketi bile olmayan, görmeyen babasının gözleri ve ayakları olan Yaman, ailesine destek olmak için ortaokuldan sonra eğitime devam etmeyip, basamaklarını hızla yükseldiği iş yaşamını Görünüm’e anlattı.

Tansu Edip GÖKBUDAK

Nihat Yaman’ın hikayesini ilk duyduğumda gerçekten çok şaşırmıştım. Yugoslavya’dan Türkiye’ye göç eden ve babası sütçü Kerim’in sattığı sütlerle hayatta kalmaya çalışan, üzerine giyecek paltosu dahi olmayan küçük bir çocuğun Lüleburgaz’ın simgesi olan bir lokantanın ortağı olacağını kim tahmin edebilirdi.

Bunu duyunca hemen telefonla ulaştığım Yaman’dan randevu talep ettim. Oldukça sıcak karşıladı. Günü belirleyip yanına gittim. Şans bu ya, röportaja gittiğim gün Lüleburgaz’da son yılların en şiddetli yağışı ve fırtınası yaşandı. Gazeteci olduğum için fırtınayı da haberleştirmem gerekiyordu. Anlaşılan, hayatı mücadele içinde olan Nihat Yamanla röportajı gerçekleştirmek de mücadele isteyecekti ki öyle de oldu.

Yoğun yağmurun altında haber çalışmamı yaptıktan sonra sırılsıklam bir şekilde Nihat Yaman’ın yanına gittim. Beni oldukça sıcak karşıladı. Bir kahvenin 40 yıl hatırı olurmuş diyerek, bol telveli bir Türk kahvesi eşliğinde ben sordum o yanıtladı.

Okudukça keyif alacağınız, mücadele etmekten vazgeçmemeyi öğreneceğiniz bir röportajla sizi baş başa bırakıyorum. İyi okumalar dilerim.

“BABAM, ANNEM VE BENİ HİÇ GÖREMEDİ”

Nihat Yaman kimdir? Ne zaman, nerede doğmuştur?

1964’te Lüleburgaz’da doğdum. Yugoslavya göçmeni Boşnak bir ailenin en küçük oğluyum. 4 kardeşiz.  Babamlar Yugoslavya’dan göç edip Demirköy’e geliyor. Orada 3-5 yıl kaldıktan sonra Lüleburgaz’a geliyorlar. Babamlar toplamda 12 kardeş ama burada 4 kardeşler. Dedelerimiz Yugoslavya’da rahmetli oldu. Bir dedem de 1. Dünya Savaşı’nda şehit oldu. Babam 50 yaşında, annem de 40 yaşındayken ben dünyaya gelmişim. Babam Yugoslavya’dan küçük yaşta geliyor buraya. Babamı ağabeyleri büyütüyor. Babam 3 yaşındayken yazın güneşin altında uyumuş. Ağustos sıcağında uyuyunca güneş ışınları göz damarlarını yakmış. O da uyandıktan sonra hiç görememiş. Ömrünün sonuna kadar görme engelli olarak yaşıyor. Babam beni ve annemi hiç göremedi. 18 yaşındayken annemle babam görücü usulü evleniyor. Annem de romatizma hastası. Evlenip 4 çocuk dünyaya getiriyorlar.

“ÇOK GARİBANLIK ÇEKTİK”

Nasıl bir evde dünyaya gözlerinizi açtınız?

Çok garibanlık çektik. Babamın imkanları yoktu. Burada eski, ahşap bir evde büyüdük. Çok zorluklar çektik. Ben yokluklar içerisinde büyüdüm. 17 yaşlarımdayken babam vefat etti. Babam vefat ettiğinde 1982 yılındaydı. O 67 yaşındaydı. Babamın da geçim kaynağı sütçülüktü. Zayıf inek alıp, onu besleyip sütünü satıyordu. Sütçü Kerim’in oğluyum ben. Annem ve babam hiç okumadı imkansızlıklardan dolayı. Hiçbir sosyal güvenceleri yoktu. Hep süt satarak bizleri geçindirmeye çalıştılar.

HAYATA SİMİT SATARAK BAŞLADI

Yokluk içinde bir çocukluk yaşarken diğer yandan okula gidiyorsunuz. Bu sizin için zor olmadı mı?

İmkansızlıklar had safhada. Ailemin durumu kötüydü. O nedenle ben 10 yaşında çalışmaya başladım. İlk zamanlarda simit satıyordum. Başımda tezgahla sokak sokak gezip simit satmaya başladım. 3-5 kuruş kazandığımda bu durum benim hoşuma gidiyordu. Ondan sonra 11 yaşında bu Park lokantasına bardakçı olarak girdim. Hem okuyordum hem çalışıyordum. İlkokul 4’e gidiyordum. Hiç unutmuyorum. Boş zamanlarımda buraya bardak yıkamaya geliyordum.

MECBUREN OKULU YARIM BIRAKTI

Tabi o zaman ailenizde maddi imkan da yok. Çalışmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi…

Hiç imkan yoktu. Babam da, adamcağız günde 2-3 kilo süt satıp evi geçindirmek için çırpınıyordu. Küçükken doğru düzgün bir montum ve ceketim yoktu. Küçüklüğümü de yaşayamadım. Ben lokantada başladım çalışmaya. Çalıştıktan sonra hem okula gidiyorum hem de çalışıyorum. Çalışmaya alıştım tabi. Orta son sınıfı bitirdim. Sonra dedim ki “Hem okul hem iş yürütemiyorum. Birini tercih etmem lazım” Mecburen okuyamadım. Ortaokulu bitirdikten sonra eğitimimi bıraktım, buraya devam ettim. Bardak yıkıyordum. Terfi aldım. Yeri geldi bulaşık yıkadım. Sonra garsonluk yaptım. Ardından burada usta yardımcısı oldum. Usta oldum. 2000 yılına kadar buranın dönerlerini hep ben kesiyordum, yemeklerini yapıyordum.

“ÇOCUKLUĞUMU HİÇ YAŞAYAMADIM”

O süreç nasıl gerçekleşti?

Çocukluğumu hiç yaşayamadım. Bu benim içimde ukde olarak kaldı. Benim ömrüm çalışmakla geçti. Hep işten eve, evden işe gittim. O zamanlar gece gündüz çalışıyordum. Sabah 5’te gelip gece 1’lere kadar çalışıyordum. Çok emek veriyordum çünkü çalışmak zorundaydım. Ailemin bana mont ya da ceket alacak durumu yoktu. Okula giderken ceketim yoktu. Bu ceketi almam gerekiyordu. Çalıştıktan sonra 3-5 kuruş maaş alıyordum. Aldığım bu maaşla babama yardımcı oluyordum.

“BURAYA TIRNAKLARIMLA KAZIYARAK GELDİM”

İlginç bir hikayeniz var…

Geçmişim gerçekten biraz acıklı. Bu yerlere kolay gelmedim. Çok emek verdim. Babadan kalan bir mirasım olmadı. Babam ölene kadar onun eli, ayağı ve kolu ben oldum. Babam Cumartesi ve Pazar günleri hayvan pazarına gidiyordu. Her gün bir yere giderken, görmediği için yalnız gidemiyordu. O bastonlayken hep ben elinden tutup götürüyordum. Şükürler olsun annemin ve babamın çok duasını aldım. Onların gözü ve kulağı bendim. Bana diyorlardı ki, “En son oğlumuz sensin. Ama iyi ki seni dünyaya getirdik. En hayırlı evlat sen çıktın” dediler. Allah onlardan razı olsun. Onların yanından hiç ayrılmadım. İkisi de 5’er yıl yattı. Onlara hep baktım. Anneme de, babama da baktım. Babamın her şeyi bendim. Bensiz bir yere gidemiyordu. Hayvan pazarından zayıf hayvanları alıp, besleyip, sütünü satıyorduk.

“YERİ GELDİ YİYECEK BİR ŞEY BULAMADIK”

Zor ve mücadeleci bir hayat. Çocukluğunuz derme, çatma bir evde yokluk içinde geçmiş. Babanıza ve annenize bakıyorsunuz. O dönemde bir hayaliniz var mıydı?

Vardı. Hedefsiz bir hayat olmuyor. İnsan yokluğu gördüğü zaman başarılı olmak zorunda. Çünkü geçmişte yokluğu çektiği için yeri geldi evde bir yemek yiyecek durumumuz olmadı. Benim arkadaşlarım güzel ortamlarda, sıcak yuvalarda büyüdüler. Bizde o imkanlar yoktu. Kömür almaya durumumuz yoktu. O şartlarda soğukta, karda, kışta eski püskü bir evde kaldık. Rabbime şükürler olsun. Babacım rahmetli olduktan sonra askere kadar burada çalıştım. Askere gidip geldikten sonra Allah razı olsun elimizden tutan Kibar usta vardı. Lüleburgaz’a ilk döneri getiren adam. Beni yanına ortak aldı. Dürüstlüğümü, çalışkanlığımı bildiği için 1986’da lokantaya ortak oldum. Kibar ustayla o yıldan beri hep devam ettik. Elimizden tutan hep o oldu. Kibar usta ile 10 yıl kadar ortak olduk, çalıştı. Emekli olup ayrıldı. Oğlu devam etti.

“YOKLUĞU GÖRDÜĞÜM İÇİN İYİLİKSEVERİM”

İşçilikten işverenliğe geçtiniz…

Bugüne kadar işçi yetişip işveren olduk. 35 yıldır da işverenlik yapıyorum. 1986’dan beri buranın ortağıyız. 40 kişi çalışıyoruz. Bugüne kadar 100’lerce insana ekmek verdim, yüzlerce insanı işlere soktum. Dükkanıma gelen fakir fukaraya yemek ikram ederim. Kim yardım istese uzatılan eli boş çevirmem.  Biri geldi, parası yoksa bedava veririm yemeğimi. Çünkü yokluğu gördüğüm için insanlara karşı iyilikseverim. Mesleğimde her zaman hedefim şu oldu; ‘Ben çalışarak başaracağım. Çalışarak güzel yerlere geleceğim’. Bu da fedakarlık ve emek istiyordu. Bu fedakarlığı hep yaptım.

35 YILDIR HEM ORTAK HEM DOSTLUK DEVAM EDİYOR

Şu an ortaklı çalışıyorsunuz değil mi?

Evet ortaklıyız. Biz Türkiye’de örneğiz. 45 yıldır ortaklarımla beraberiz. 35 yıldır da üç ortak işvereniz. Bizim 45 yıllık arkadaşlığımız, 35 yıldır da ortaklığımız devam ediyor. Her işin başı dürüstlük. İşimizi iyi yaptık. Sabahlara kadar işimizin başında duruyoruz. Başarımız böyle geldi. Bizim amacımız Lüleburgaz’ın en iyi lokantası olmaktı. Lüleburgaz’da başarılı olacağım diyordum. Allah’a şükür o konuma geldim. Tarihi Park Et Lokantası 60 yıllık lokanta. 45 yıldır ben varım. Türkiye genelinde marka olduk. Türkiye’de en çok çeşidi olan lokanta biziz. 30 çeşit sulu yemek, 30 çeşit zeytinyağlı, 60 çeşit yemek, 20 çeşit ızgara, 5-6 çeşit tatlı var.

LÜLEBURGAZ’I ANKARA’DA TEMSİL ETTİ

 

Sizin Park Et Lokantası dışında bir unvanınız da var. Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu’nda başkanvekilliğine kadar yükseldiniz sanırım.

Ben 45 yıllık mesleğin içerisinde olarak 2004 yılında mesleğimizde başarılı olduktan sonra Lüleburgaz Lokantacılar Odası başkanlığına seçildim. Odamızın sandalyesi bile yoktu. Çok güzel hizmetler verdim. Lüleburgaz’ı Türkiye’de en iyi şekilde temsil ettim. Biz orayı hala yürütüyoruz. 12 yıldır da Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu’ndayım, 7-8 yıl genel başkanvekilliği yaptım. İlk defa Trakya’dan bir ilçeden böyle bir konuma geldim. Bizler orada her ilin sorunlarıyla hep ilgilendik. Direkt bakanlıklarda çözülecek işlerimizi çözdük.

CENAZEM BURADAN ÇIKACAK

Peki, geçmişe dönüp de içinizde ukde kalan, şimdi yapmak istediğiniz bir şey var mı?

Hayatım boyunca her şeyi çalışarak yaptım. Gezmedim, tozmadım düne kadar. Denize gitmedim. 1989’da evlendim. İki oğlum var. Eşim ev hanımı. İki oğlumu da okuttum. Biri İstanbul’da avukat. Diğeri 2’nci üniversiteyi okuyor İstanbul’da. Optisyen çıktı, şimdi işletme okuyor. Bu sene son sınıfta. Benim yaş ilerliyor. 56’ya giriyorum. Bu tarihi, çok emek verdiğim restoranın devam etmesi lazım. Oğluma teslim edeceğim. Ölene kadar çalışacağım ama çocuğumu yetiştireceğim. Benim cenazem yine buradan çıkacak.

Aslında bu dediğiniz bir vasiyet midir? Öldüğünüz zaman cenazenizin Park Et’in önünden mi kaldırılmasını istiyorsunuz?

Tabi. Öyle olacak inşallah. Ben hayatımı buraya adadım. Hayatımı buraya verdim.

“BENİM EN BÜYÜK ŞANSIM EŞİM”

Eşinizle nasıl tanıştınız peki?

Eşimle evlenmeden önce 5-6 yıl arkadaşlığımız vardı. Eşim ailece Almanya’daydı. 1987’de turist olarak Almanya’ya gitmiştim. Orada söz yaptık. Bir yıl sonra nişan yaptık. 3’üncü yıl evlendik Lüleburgaz’da. Ondan sonra ben Almanya’ya gittiğim 2-3 aylık süreçte orada döner takmıştım. Türkiye çapında bir dönerciyim. Köln’de döner yeni meşhur oluyordu. Oradaki arkadaşlar Almanya’da kalmamı istedi. Ben de “Yaşlı bir anneciğim var. Kimseye bırakamıyorum. Lüleburgaz’da başarılı olacağım” dedim. Ben o anda da yeni ortak olmuştum buraya. 1989’da eşimle evlendikten sonra o temelli buraya yerleşti. Hep beraber yaşamımızı burada sürdürüyoruz. Evlilik çok büyük şanstır. Benim de en büyük şansım eşimdi. Hep yanımda oldu. Bizi güzelce idare etti, çocuğumuzu birlikte büyüttük. Çocuklarımızı yetiştirirken onlara hep hayat hikayelerimi anlatıyordum. Geçmişimi anlatıyordum. Çektiğim eziyetleri dinlediklerinde hüngür hüngür ağlıyorlardı.

EN BÜYÜK UKDESİ YÜZMEYİ BİLMEMESİ

Gerçekten çok zor bir hayat geçirmişsiniz. Biz sizi şu an dilencilik yaparken de, sokakta yaşayan bir evsiz olarak da görebilirdik. Ama mücadeleyi hiç bırakmamışsınız. Peki zamanı geri alsak. Şunu yapardım dediğiniz bir olay var mı?

Kesinlikle öyle. Hala bugün de çalışıyorum. Bütün arkadaşlarım hayatı doya doya yaşadı. Bizler yaşayamadık. Benim içimde ukdedir. Yüzmeyi bilmiyorum. Şu anda yarım yamalak yüzüyorum. Çocuklarım soruyordu nasıl yüzmeyi bilmiyorsun diye. Ben denizi 40 yaşında gördüm. Ben hiç tatile gitmedim. Denizde evimiz olmadı. Biz hep çalıştık. O yüzden yüzme olayı içimde ukdedir biraz. Ben deniz hayatını çok severim. Hep yüzmeyi isterdim. Şu an öğrenmeye başlasam da yine başarılı olamıyorum. Çünkü gençken her şey daha güzel öğreniliyor. Şimdi boynumu geçemiyorum denizde korkudan. Ama deniz olayı hep içimde ukdedir.

BAŞARILI OLMAK İSTEYENLERE TÜYOLAR

Başarılı olmak isteyen gençlere öneriniz nedir?

Gençlere önerim şudur; herkes başarıya inanacak. Herkes iyi bir insan olacak. Allah korkusu olacak. Haram yememeye dikkat edecekler. İşlerini sevecekler. Başarı böyle geliyor. İnsanlar önce iyi bir birey olmalı. Allah korkusu olmazsa her şey çok kötü olur. Haram eninde sonunda çıkar. Ben bu olaya çok dikkat ederim. Müşteri konusunda da dikkat ederim. Benden gitsin, müşterimden fazla gelmesin. O yüzden çocuklarıma hep şunu söylerim: İyi insan olun, büyüklerinize saygılı, küçüklerinize sevgili olun. Ben herkese kucak açarım, herkesle sevgi içerisindeyim. Beni burada herkes bilir. Herkes işini iyi yapıp işini takip edecek. Dükkan açmak kolay. Önemli olan onu işletmek, devam ettirmek. Bu devamlılıkta da işin başında duracaksın. Başarımız böyle dürüstlükle, çalışmamızla, istikrarla oluyor.

“TAŞ YERİNDE AĞIRDIR”

Bu başarılara istinaden, başka bir yere şube açmayı planlıyor musunuz?

 

Açabiliriz. Plan ve programımızda var. Niye açmadık bugüne kadar? Olduğumuz yerde büyüdük. 24 saat açığız. Burada 3-4 lokanta bir arada işletiyoruz. Her şey var bizde. Lüleburgaz’daki potansiyel nüfus biraz fazla olsa şube açmıştık. Taş yerinde ağırdır. Fazla işyeri açmak kontrol mekanizmasını dağıtıyor. Kontrol edebildiğimiz kadar açmakta yarar var. Bu yaştan sonra da biraz kendimize zaman ayırıyoruz. Gençliğimizde yapamadıklarımızı yapmaya çalışıyoruz. Birkaç yıl içerisinde İstasyon Caddesi’ne şube açmak istiyoruz. Şu bizi mutlu ediyor; Lüleburgaz’a bir yabancı geldiği zaman Google’da bile biz çıkıyoruz.

 

Bu haber 1940 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER HABERLER
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter