|
|
|
 |
|
Marmara Çevre Platformu (MARÇEP) çevre ve doğal kaynaklarının talan edilmesinin durdurulması gerektiğini belirterek, aksi halde çevre felaketi ile karşı karşıya kalınacağını bildirdi MARÇEP, çevre ve doğal kaynaklarının talanına karşı tüm halkı birleşmeye ve mücadeleye çağırdı |
Haber Yayın Tarihi : 10 Jul 2008
HABER MERKEZİ Güney Marmara ve Trakya'daki gönüllü çevre kuruluşlarını kapsayan Marmara Çevre Platformu (MARÇEP) çevre ve doğal kaynaklarının talan edilmesinin durdurulması gerektiğini belirterek, aksi halde çevre felaketi ile karşı karşıya kalınacağını bildirdi. MARÇEP, çevre ve doğal kaynaklarının talanına karşı tüm halkı birleşmeye ve mücadeleye çağırdı. MARÇEP’in 14-15 Haziran 2008 tarihinde Ayvalık’ta yapılan 31. Bölge Toplantısı sonuç bildirgesi açıklandı. TEMA Lüleburgaz gönüllüsü Hakan Dedeoğlu, MARÇEP’in Edremit’teki GÜMÇED Körfez Şubesi’nin ev sahipliğinde yaklaşık 300 kişinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda şu konuların basın ve kamuoyu ile paylaşılmasınnın karar verildiğini bildirdi: “2025 yılından itibaren 3 milyar insan su kıtlığı ile karşı karşıya kalacak ve bu sayının içinde ülkemiz de yer almaktadır. Bu nedenle ülkemizdeki su politikaları iyi izlenmesi ve gündemde olan özelleştirmelere tavır alınması vurgulanmıştır. BM 1977 yılında suyun insan hakkı olduğu kararı almışken bu kararı 1992 yılında aldığı farklı kararlarla suyun alınıp satılabilen bir meta olduğunu söyleyerek farklı bir karara varmıştır. 1996 yılında oluşturulan Dünya Su Konseyi çok uluslu şirketler ve özel sektör temsilcilerinden oluşturularak 'su' bütün dünyada talan açılmıştır. Dünya Su Konseyinin gerçekleştirdiği dünya su forumlarının ilki 1997 yılında Birezilya'da gerçekleştirilmiştir. 2009 Mart ayındada Türkiye’de gerçekleştirilecek olması bu talanın ülkemizde de hızlanacağı gerçeğini önümüze çıkarmaktadır. Dünya Su Konseyi Başkanının ifade ettiği ''su fatuıralarına cep telefonlarına yaptığımız ödeme kadar ödeme yapmayı kabul ettiğimizde dünya da su problemi kalmayacaktır'' diyerek neyi amaçladıklarını açıkça gözler önüne sermektedir. Dünya Su Konseyi’nin amacı tüm dünyada ve ülkemizde tüm suların (barajların, derlerin, nehirlerin, göllerin ve en önemlisi şehir su dağıtımının) özelleştirimesini amaçlamaktadır. Tüm bu nedenlerle ülkemizde yapılacak olan Dünya Su Forumu’nu tüm gücümüzle teşhir ve protesto ederek özelleştirmeleri durdurmalıyız. Bunun için tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz. Kaz dağlarına ve Madra dağlarına talan için göz koyanlardan mutlaka hesap sorulması, ülkemiz AKP hükümetinin çıkardığı maden yasası ile emperyalistlerin azgınca sömürüsüne açılmış, bugün doğayı ve çevreyi savunmak aynı zamanda ülkemizi savunmak anlamına geleceği vurgulanmıştır. Inanç, vicdan hak.sözcüsünün, dikkat çektiği gibi altın madenciliği yapılan bölgelerde özellikle Eşme’de tespit edildiği gibi artık yüzlerce anomali hayvan doğumları olmaya başladığı, bu yıl doğumda 550 kuzunun ölü doğduğu gerçekleri açık olarak önümüzde durmaktadır. Kışladağ altın madeni açılırken 22.000 ağaç kesilmiş 2.5 aylık bir siyanür kulanımı döneminde 2000 kişi hastanelere koşmuştur. Yapılan tetkiklerde 10 kişide bulunması kanda olması gerekenden 40 kat daha fazla siyanüre rastlanmıştır. Hayvanlardaki anomali doğumlar ve ölümler hep aynı nedenle yani siyanür kullanılmasından dolayı ortaya çıkan felaketlerdir. Manisa'da dünyada daha önce hiç gerçekleştirilmemiş, ''açık Arkal madeni ayrıştırma tesisi'' yapılıyor. Kazılıp getirilen taş ve toprak burada binlerce ton sülfürik asitle yıkanıp nikel elde edeceklermiş. Bu maden alanı için yörede yaşayan binlerce canlı yok olacak ve bundan yöredeki insanlarda nasibini alacak Bu maden işletmesi için birçok nehir suyu buraya akacak ve bunun sonucunda yörede yaşanacak. Çok uluslu şirketler kanımızı emdikten sonra bize yaşanmaz bir alan bırakacaklardır. Ülkemizde işgal yıllarında emperyalistlere ilk kurşun bölgemizden atılmıştır Bugün emperyalistler tankıyla topuyla değil fakat işbirlikçileri eli ile farklı bir boyutta işgale soyunmuşlardır Bugün Kurtuluş Savaşı örneğini yeniden yaşamak zorundayız. Onlara karşı topraklarımızı korumak için canımızı vermeye hazır olmalıyız. Bütün elimizdeki altınları madenleri bunlara versek bir daha İda dağını, Kozak yaylasını tekrar yaratabilir miyiz? Bu maden talanına karşı çıkmak zorundayız ve bu gücü yurtsever olmamızdan ve insan olmamızdan alabiliriz. Kaz dağları 375.000 ton oksijen üreten dünyanın ikinci dağıdır. Kaz dağlarına özgü 37 çeşit endemik bitkiye sahiptir Bbugün ülkemizi yönetenler dış sermaye yatırımlarına destek vererek güya ekonomimizi güçlendiriyorlar. Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız. Bugün 3-5 milyar dolarlara takla atanlar ülkemiz talana uğradıktan ve madenlerimiz alınıp götürüldükten sonra bu da 10-15 yıl sürer ardından trilyonlarca dolara temizleyemeyeceğimiz bir çevre felaketiyle karşı karşıya kaldığımızda herşey için çok geç olacaktır .Bu nedenle bu talana dur demek zorundayız .tüm halkımızı bu talana karşı birleşmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.” |
|
Bu haberde yorum bulunmamaktadır. Yorum yazmak için tıklayınız.
|
|
|